Körfez savaşını TRT den naklen izledim. küçük bir çocuktum. füzeler aksiyon filan. 2. körfez savaşını özel kanallardan. kan gövdeyi götürdü. bombalar, yanan petrol kuyuları filan. Bosna’da savaş vardı. onu da izledim. Kurtoviç Zlatan ismini bir mezar taşının üzerinde okudum. bir bebek mezarıydı. kaç yıl geçti hala adını anımsıyorum. Çeçenlerin savaşını izledim. Filistin İsrail meselesi de savaş sayılır. Afrika’da ki iç savaşlardan da haberim oldu. Yer yer baktım. Suriye savaşını izledim. İşte ne bileyim hintlilerin yaptığı zulümü, islamcıların kestiği kafaları, bombalı terör saldırılarını filan saymıyorum bile.   Şu kısa hayatımda o kadar çok savaşa tanık oldum ki artık bir üzüntü bağımlısı […]

Köşesiz Yazı / Aptallığın hükmüne dair.


Ve korkarım ikimizin de vicdanı rahat. İşte buradayım. Aynı senin gibi… Üzerimizde aynı kıyafet, et ve kemik. Dünya çapında bir şeyleri değiştirmeye çalışan iyi insanlarla ya da çocuklarını öpüp mermilerini şarjöre gülümseyerek dizen bir kiralık katille aynı kefedeyiz. Gözlerimi kapadım. Kalbimi yavaşlattım. Ölmedim ama yaşıyorum da diyemem. Son yıllarda hissizleşmemizi buna bağlıyorum… Hani şu kendilerini sıvı nitrojene batırıp ölümsüzlüğün bulunmasını bekleyen insanlar yahut ağaç kovuğunda meditasyon halinde bulunan şu keşiş mumyası gibi bir şey. Onlara kıyasla biraz daha hayattayım o kadar. Kendimi sonsuz enerjiye sahip bir müzikseti gibi hissediyorum. Fakat tek sorun bir asteroidin arasına sıkışmışım. Sesim çevremi saran kayalarca boğulmuş, […]

Elindeki piyango biletine bakarak büyük ikramiye vurmuş bir bilete ne ...


Odanın balkonun kapısına çıkan eşikte bir terliğim var. Bir Terlik. Sağ tek. İçi beyaz yünlü, tabanı yumuşak. Suya dayanıksız, ev terliği. Parkeye bastığında ses çıkartmıyor, yani gece kullanmak için ideal. Eski ama güvenilir bir terlik. Üç haftadır eşini aramaya üşendiğimden onunla balkona çıkıp, sigaramı tek ayak üzerinde içtim. Bazı komşularım yogaya başladığımı düşünüyor. Bana özendiklerini mutfak pencerelerini kapatışlarından anlayabiliyorum. Bir de geçenlerde 64. yaşını kutladıkları alt komşum Şaziment hanımın eşi Naci bey’e homurdanmasından duydum. “Ben de yogaya gitmek istiyorum. Bak üstteki kiracı her akşam bize nispet yapar gibi balkonda yoga yapıyormuş.” “Hayır teyze, yoga değil bildiğin sigara içiyorum ben.” Üç […]

Terliksi



Yine sert bir kroşe. Bahar acımasız dövüşüyor. Düştüm düşeceğim. Ne kazanmamı bekleyen, bütün parasını bana basmış bir taraftara ne de maç bittikten sonra boynuma sarılacak bir Edriyın’a sahibim.  Fakat lüzumsuz bir inatla direniyorum. Her şey çok anlamsız. Kazanmaya yahut ayakta durmaya çalışmak. Yeni ataklar çıkarmak için rakibin açığını kollamak. Rakibim çetin ceviz. Her yıl aynı ring, aynı teknik. Hep aynı nakavt. Benimkisi anca laf… Bir anlık açıklık bulsam, o aradan bitirici darbeyi vurabileceğim anı beklerken her dövüşü kaybettim. Ben bunları düşünedurayım karaciğerime yediğim darbenin ardından öne eğiliyorum. Ve aparkat! Işık zihne girdikten sonra her şey çok nettir. Az önce boyun […]

Çetin Ceviz


Yıkılmadım. Ayaktayım. Yeni sistemle baş başayım. Zalimlere kötülere Alıştım ben buradayım. / Meysın Kırmızıöl Dünyanın türlü türlü hali var sözünü ilk duyduğumda da derin bir anlam taşıdığını anlamıştım. Şimdi biraz farklı bakıyorum ama gerçekten dünyanın içinde farklı bir dünya var ve bu dünyalar bakış açılarıyla şekilleniyor. 24 hazirandan sonra anladım ki toplumun büyük bir kısmının güzel gelecek anlayışı, beton, kan ve para direklerinin üzerinde yükseliyor. Sanıyorlar ki sağlam. Öyle olsun. Biz gördüğümüz enkazlardan ağzımızın payını aldık. Bu minvalde ülkenin göğüne yükselen yeni değerler, japon pazarı kalitesinde. 5 liraya girip bir sürü şey alıyorsun ama birçoğu işe yaramaz. Geri kalanlar da […]

Köşesiz Yazılar 5


Bedelli meselesi.  Devletin sahip olduğumu sandığım şeyleri yok etme hızında biraz düşüş görüyorum. Şaşkınım. Çünkü gazatayı kapatmış olmama rağmen hala öfkeli değilim. Umutsuzluğa düşmedim. Endişelenmedim. Bu garip bir his. Yeni khk yok. geçen 20 saatte sanata bir darbe vurulmamış. yahut cumhuriyetin bir değeri silinmemiş. Tatil filan mı acaba? Niyeyse yaşam standartlarım bir Avrupa ülkesindeymiş gibi hissediyorum. “nasıl olur da gündemden etkilenmem? diye kendime soruyorum. Akşam marketten bira almanın bünyeye kattığı avrupai hisle bu durumu perçinleyeceğim. Felekten bir gün… Yeni cinayet yok. Nerede bu katiller? Yeni çocuk tacizi yok. Ne oldu size tacizciler? Neden durdunuz? Kadına şiddet sanki bir anda kesilmiş. […]

Köşesiz Yazılar 4



İntizar Beklemeyle alakalı bir durummuş. “İntizar yalnız değilmiş, biz de varızmış. adaletsizlikmiş.” filan. ortalık çalkalanıyor yine. Daha çok beklersiniz. Mevzuyu tam bilmiyorum neler oldu neler yaşandı… Magazinden de oldum olası nefret ederim. Toplumu zehirlediğini düşünürüm filan, ama benim bildiğim adalet genellikle haksızın yanında durur. Yani bu durumda İntizar yalnız, LGBT bireyler yok, adalet zaten tecavüze uğramış. Benim tanıdığım toplum tövbekar şarkıcı cececececelinin ahlaksızlığını görmez. Yalnız yaşayan bir kadının evine nasıl kamera yerleştirildiğini sormaz. Neden görüntülerin basına verildiğini sormaz. İzler, gerekirse otuzbirini çeker. Ceceliyi destekler çünkü kendisi de Ceceli gibidir. çünkü eleman sözüm ona straighttir, çünkü tv lerde ezan okumuştur, sözüm ona […]

Köşesiz Yazılar 3


Kurban eski bir hikaye… Kurban bayramına hazırlık yapıyor gibi görünüyorlardı. Et vardı. Ve bıçak. Satır, döner bıçağı, sopa. Fırsat bu fırsat, eti nasıl keseceğini bayramdan önceden tatbik ettiler. Başarılıydılar. Birlikte hareket ediyor, galeyana geliyorlardı, linç ve düşünmeme konusunda oldukça iyiydiler. Organize bir öfkeyle, on üçü tuttu. Gözü en dönmüş olan, en çok seven yani, sevgisinden kan akıtan biri, dayadı bıçağı şah damarına. Tek hamle. Temiz kesik… Allah kabul etmedi… Süleyman Palyaçoğlu /18715

Köşesiz Yazılar 2


Arch Stanton anısına. Her paranın üzerinde bir kelle, her kellenin de üzerinde bir para ödülü olduğu zamanlar. Yer: Vahşi Ortadoğu. Eski dünyayı yeni dünyaya bağlayan, üç köprüye rağmen iki yakası bir araya gelmeyen, küçük yüzölçümlü bir şehrin yeni dünyaya bakan kısmında bir sokaktaki küçük bir dükkanda çalışıyorum. Bu kasabada yabancılar değil kimse sevilmiyor. – Hey yabancı! Biz burada sevmeyiz. – ? – Biz, buranın insanları açık ve netiz. – Peki… Bugün bu caddede acayip şeyler yaşandı. İşler kötü. Canım sıkılıyordu. Verandada bir burbon fıçısının üzerinde oturmuş, rüzgarda savrulan bir çöl bitkisinin caddeyi koşar adım geçişini izliyordum. Bir anda, üç köşeden, […]

Meksika Açmazı



Ben bir cangılda yaşıyorum. Rehberimiz Felipe yüzünden buradayım. Bu koca ormanda yolunu kaybetmiş sürüyle insandan sadece biriyim. Kurtuluş umudumuzu yirirince burayı sahiplendik ve bu orman için savaştık. Ve kaybettik. Daha da derinlere sürüldük. Bu küçük dünyayı odun şirketleri ve onların patronları yönetiyor. Geçenlerde ormanın yok edilmesi için fikrimizi sordular. 10 kişiden 5 i evet dedi. Dozerler, kamyonlar ve testereli adamlar anında ormanın kritik bölgelerine yerleştirildi. Öylece izledik. Şimdi ise bizden yıkımı gerçekleştirmek için iznimizi istiyorlar. ‘Bizim kararımızın tabi ki bir önemi yok.’ Diyor birisi. Diğeri ‘Planlar zaten yapılmış.’ Diyor. ‘Felipe olsaydı…” diye hayıflanıyor bir ikisi. Bu cangılda siyaset, vasat gastelerin […]

Orman Kanunları ve Felipe’ye dair.


Geçmiş yüzyılın insanı olduğumu düşünürken, içinde sürüklendiğim yeni çağın bana sunduğu bilginin ışığında Apollonun gözlerine sahip oldum. Geleceği görür gibiyim… … Fırtına yaklaşıyor… Paranın yarattığı humanoidlerin ele geçirdiği mekanizmalar dev bir kümülonimbus misali genişleyip dünyayı kaplıyor. Görüyorum. Kirli, yekpare bir bulut gökyüzünü karartıyor. Dünyayı yöneten şirketlerden tut, tek kişilik küçük iş kovalayan girişimcilere kadar, kurulmuş yahut hayata geçmeyi bekleyen tüm sistemler yaklaşan fırtınanın farkında. Hepsinin aklında tek bir soru var; bu durumu nasıl kâra çevirebilecekleri. Ben biliyorum. Ama söyleyemeyeceğim. Madem geleceği görüyorum birde kehanette bulunayım: Biz dünyanın zirvesini görebilmiş ilk ve tek nesiliz. Bizden sonra hiç kimse güneşi göremeyecek. Sistem, […]

Kehanet


Artık nasıl sonlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu yok oluştaki payımın ne olacağını? neler yaparsam bu kötü gidişatı hızlandıracağımı ve saire… İçimde gün be gün büyüdüğünü hissettiğim öfke artık öylesine devleşti ki, akıllara zarar tepkisizliğim ve sabrım onu dizginlemeye yetmiyor. Kendimi sakinleştirmek için gözlerimi her kapadığımda, iğrenç bir gerçek kulaklarıma çalınıyor. Onu duymamak için ellerimi kulaklarıma götürüyorum. Bu kez ağzımda, iğrenç bir tad.  İçimi acıtan, beni kendimden utandıran, türümün dörtte üçünün yok olmasını düşündürüp beni onların gözünde bir nevi hain yapan gerçeklerden kaçmak için kafamı başka yöne her çevirdiğimde, bir çocuğun acı çığlıklarıyla karşılaşıyorum. Her şey bir anda nasıl tepetaklak oldu anlamıyorum.  […]

KÜT! (Bir ters evrim hikayesi.)



Barın kapısında gururla 18. Sayısını badigarda gösterip yine de içeri alınmayan bir fanzin için yazılabilecek en alakasız önsöz…    Badigard ciddi. Bu mekana girmeyi 18. Kez deniyorum. Yaşımı doldurdum, dikildim karşısına. Kimliğe bakıyor. Bana bakıyor. “Damsız almıyoruz.” Belki kapağa bir kadın koysam işimi görebilirdi. Fakat adam işini önemsiyor olmalı. Suratsız bir genç bazen rahatsız edici olabilir. 200 metre yukarıdaki bi’şey heykelinin önünde sigaramı tüttürürken kalabalık caddeden geçen rastgele bir kıza sordum. “Benimle bara gelir misin?” Şüphesini gidermeliydim. “Sadece içeri girmek için… Kapıya kadar, sahte bir birliktelik. One night stand gibi ama arada yastık olacak misal. Hatta kanepede yatarım. Sırtımı dönerim […]

Zaman Kaymalı Bir Onsekiz Yaş Hikayesi



Metro yolculuğu yaparken sıkılırım. Bu sıkıntıyı giderecek en iyi şey insanların tiplerine bakıp onlara komik hayatlar, saçma hikayeler düşünmektir. Bundan 1,5 yıl kadar önceydi. Yine bir metronun bebek arabası yerine sırtımı dayamış geniş geniş çevreme bakınıyorum. Arada bir görünen dış dünya, metronun bir kaç saniyeliğine tünelden çıktığında dünyayı çürümüş bir şekilde düşündüm. Güzel bir yerden yakalamıştım. Buna sebep olan şey bir uzay gemisiydi. Tekrar tünele döndüğümüzde, aklımda bir anlığına çakan sahnemi geliştirmeye başladım. Bilim kurgu severim. Derken ineceğim durağa geldik ve kalabalıkta ağır ağır yürürken, aklımdakileri unutmamak için feysbuktan kendime mesaj yazıyordum. Zaman içinde birlikte hayal kurabildiğim bir kaç dostuma […]

Zebralar karmaşık şeyleri açıklama konusunda bizden daha başarılılar.



kesinliği yoktur. – Bu bir hatırlatmadır… kötü makyajından hatırlar gibiyim. + Hatırlıyorum… sen… balon gıcırtısı? bir yerdeydik. Nerede kalmıştık? – Şehrin epeyce uzağında, terk edilmiş bir tren garında… + Hatırlıyorum… Paslı bir tren vardı, başka şehirlere giden. Ona yetişmeye çalışıyorduk… Hava soğuk muydu? Çok üşümüştük… Hatırlıyorum. – Evet, bir hayli soğuktu. Soğuktan morarmış parmaklarımızı ısıtmaya çalışıyorduk sıcacık nefeslerimizle… + Olmayan bir ülke düşlemiştik… makinisti emekli, kondüktörü ölmüş o trene binmek için donmayı göze almıştık… eski bir zamandı. Şubattı. – Çok bekledik bir daha hiç gelmeyeceğini bile bile.. Soğuktan donmak üzereydik.. Uyumak tatlı geliyordu.. Ya sonra? + Parkalarına sıkı sıkı sarılmış, […]

Bir baloncu ve bir palyaço iki eski ahbabın alzaymır olduktan ...