ardından kalan.

rüzgarın savurduğu toz
yağmurun sürüklediği kibrit çöpüyüm.
istemem, geçmesin bu gece zaman
ve sürüklesin hayat beni her gittiği yere,
boş bir bavul misali…

bir karıncayım
ki kararımca ağır gelir omuzlarıma
bu sevda yükü.
suyun erittiği taş
ateşin yaktığı bir garip dalım.

yangından geriye kül,
kalbimden geriye çöl kaldı
duyguları boğulmuş bir meczubum ki,
ardımdan sevgiye, bir mezar kaldı

yolunu kaybetmiş küçük bir çocuk
kaptanı ölmüş eski tekneyim.
ve bilirim;
sert bir rüzgarda dibe vuracak dümenim,
küpeştelerim.

yangından geriye kül kalır
senden geriye bir şey kalmadı
rüzgarın savurduğu toz
yağmurun sürüklediği kibrit çöpüyüm.

Sylvan.

Tunceli / 2006

kuklacı

karmaşalara teslim etme kendini bebeğim
tutkulara kapat kalbini
sevgini gözardı et bazen
her şeyi gözardı et bazen
ve sahip ol iplerine

kuklalar sevimli ama aptaldır bebeğim
yönetilmeden yaşayamazlar
ve yontulmadan önce daha değerliydi bazıları
emin ol öyle.

onlara yaşam veren sen ol!
yont yönet ama iplerini verme başkasına

büyük maskeler takmş küçük
suratlı insanlara inanma
sözlerini yutarlar bebeğim
her şeyi yutmaya çalışırlar bazen
sen bebeğim
sen kendine ait ol

Sylvan

16.08.2009

 

arts_puppets_392

 

yokuş…

yokuşun başındayım.
upuzun sıkıcı bir yokuş
çıkmak istemiyorum fakat
geri dönmek içinse çok geç artık.

gitmekle kalmak arasındaki
yeşillikte
oturmuşum
elimde bir çift kağıtlı,
dişlerimin arasında
çocukluk anılarımı öğütüyorum.

çiğ…

bütün hayatımı unutasım geldi birden.
ve yeni hatıralar yaşamayasım geldi.
yaşadığımız ne varsa hatıraya dönüşecek nasıl olsa.

bak şimdi…

nedensiz gidesim geldi durup dururken.
gidiyorum ben…
sen gelme bu seferlik.

yokuşun ortasındayım…
upuzun dimdik bir yokuş.
çıkmak istemiyorum daha fazla
çıkmak için çok yüksek
geri dönmek içinse artık çok geç.

bir şişe şarap gibi tükettik hayatı
ardı nasıl olsa gelir diyerek.
şimdi ortasındayız…
devamı gelmedi.
Arkası dün”dü yaşananların

Ve kötü bir ilkokul şakası gibiydi hayat.
beş parasız
cep delik…
delikte çük…

artık
artık sözcüğünden tiksiniyorum
ve sözlükteki ikinci anlamından.
ve zaten hepimiz yaşama ait
“artık”
-lar değil miyiz sanki?
bak susasım geldi apansız.
tek kelime etmeyesim geldi tanıdıklarıma.
yabancılar zaten konuşacak bişey bilmiyorlar.

biraz durasım geldi.

biraz kusasım geldi hayattan.
kusuyorum ben.
sen bakma bana birazcık

yokuşun sonundayım.
kısacık dandik bir yokuş.
bitsin istemiyorum.
başa sarmak için artık çok geç.

iki dudağın arasındayım.
sevgi. öpücük. ısırık. küfür.
artık nasıl algılarsan

hep bir şeylerin arasında
bir o yana bir bu yana bitirdim yokuşu
şimdi en yukardan
şaheserini izleyen bir sanatçı
mutluluğunda (buruk)
bakıyorum bitirdiğim yokuşa

hesap yapıyorum
yine delik…
delikte çük..

Sylvan

haziran 2011 – yine istanbul.

kim hayallerini katlayıp koymaz ki kırılgan bir kutuya bazen

kim gitmek istemezki?
kim sıkılmaz ki haytaından bazen?
kim üzülmezki yaşlanıp
ölüme bir adım daha yaklaşınca?
ve kim hayallerini katlayıp koymaz
kırılgan bir kutuya hayat denen şey
umudun önüne geçmeye başladığında

evet şimdi parmaklarımızı sayıyoruz
beklenen zaman ne zaman gelir
o parmaklar nereleri gösterir
ve avuç ne zaman yalanır
istenilen hiçbir şey olmadığında…

s.

09.02.2010

Barda oturmuş boş gözlerle anlamsız kalabalığa bakarken…

… nedendir bilmem böyle saçma sapan bir şey düşündüm.

Hayyam görse çatlar, gidip çarşaflı kadının yanına şeriat kurallarının geçtiği kısasa kısas bir barda oturan sarıklı cübbeli adamların içinde utanmadan çekinmeden söylerdi… derdi ki;

-” Ben görsem çatlarım. Şarap bilse kendini erir şerbet olur. Salar acısını tesitinin en dibine.”

Bende dayanamadım. gittim dedim ki;

“Bir kadının dudaklarına bu kadar mı yakışır kadeh?”

Yüzüme aptal aptal bakan iki göz, söylediklerimden emin olmayan iki kulak ve aslında ne söylediğimin önemi olmadığını, ne olursa olsun geceyi benimle geçireceğini anlatmaya çalışan bir ifadeyle karşı karşıya kaldım.

“Bir erkeğe yakışıyor şiir yazmak.” deyip elini uzattı. Elini tuttum. Kadehli elini.

Çıkarken kapının ağzında, yanına çömelip kusmasını izledim. Bilmiyorum o an iğrenç gelmedi az önce bir tanrıçanın dudakları olarak düşündüğüm, şimdiyse ağzından yere kadar tükürük sarkan dudaklar. Eliyle ağzını, elini duvara sildi.

“Üzgünüm…” dedi.

“Herkes kusar.” dedim.

“Kendimi iyi hissetmiyorum” dedi. “Beni taksiye bırakır mısın?”

(Kafamın üzerine elimi uzattım. Sırtımı yokladım. Ne hare ne kanat…)

“Hayır.”

Geri döndüm. Bara oturup boş gözlerle anlamsız kalabalığı izlemeye devam ettim. Başka bi atraksiyon olmadı o gece.

05.09.2010

soğuk bir savaştır aşk üşür sarılırsın yalnızlığına

patladı…
en sonunda patladı…
haftaları bulan sessizlik
kocaman bir çıbanın patlaması gibi
tok, demir gibi
bir sesle son buldu…
(aşk)

söndü..
ayları bulan içten içe kemiren nefret.
tıknefes bir çocuğun yarısı şişmiş
bir balonu elinden kaçırışı gibi
ossuruğumsu sesler çıkarta çıkarta,
homurdanarak usul usul sustu…
(kadın)

ve bu şaçma patlamanın yıkıcı
“blast etkisi” …
atom bombasına maruz kalmış
bir çöl gibi
toz oldu gitti…
(adam)

evde zulalanmış, yıllanmış birayı öğürmeden içerken…  

– sana uzun zamandır bişeyler göndermiyorum. senden de ne ses ne seda…
– öyle.. doğru bu söylediğin.
– doğrulardan başka bişey söyleyemem ben. kızarırım yalan söylerken (tebessüm)
– yok canımm. peki kabul. bi görüşür üç görüşmeyiz de, biliriz arkadaşımızı dostumuzu.
neyse kabul.tebessüm benden de
– yıllanmış bi bira buldum evin ücra bi köşesinde ağzımı ıslatıyorum onlan.
– bi evde..buzdolabında olduğunu varsayıyorum. bira yıllanıyorsa söyleyecek pek fazla şey yoktur
– buz dolabında değildi efendim kendileri yatak altına dolap üstüne gitar kılıfına bira zulalardım
bazıları bu da unuttuklarımın arasındamış
– ne söyleyeceğimi bilemedim pek…zulalanmış birayı içmekde keyiflidir heralde..dudaklarımı
değdiriyorum dedin ya.. “su çürüdü” geldi aklıma A.Telli’nin… ama durumun o kadar acıklı olmasa gerek
– güzel bi şiir… ne yazık ki o kadar acıklanamayacak kadar modern bi zamanda yaşıyoruz hep
beraber. ki bu da ayrı bi acıklı durum doğurmakta.
– modern zamanların acıları daha fena oluyor. tatsız tatsız
– biz biraz daha orhan velisel acılarla boğuşuyoruz gibi geliyo bana. bırakmıyor geçim derdi falan…
– orası öyle..ben henüz aile olmadığımdan ve olmayı da düşlemediğimden, çok acıtmıyor parasızlığı
pulsuzluğu… ama ne demek istediğini anlayabiliyorum, zor.
– anlaşabilmek ne güzel.
– bahsettiğin mevzuda anlaşılabilme zorluğu çektiğini sanmam…dünyanın çok büyük bir yüzdesi
seni senden daha iyi anlıyordur malesef… açız fakiriz ve düzelecek gibi değil. sen nasılsın başkaca?
çok zaman geçti diğmi?
– her zamanki kadar işte. sadece bir kaç yıl. bu yüzden herkes kadar çabuk yaşlanmayacağız
– bilmiyorum dostum..hayat karşıma mutlu olacağım şeyler her çıkarmadığında, ben zaten hastalıklı
şekilde hep içsel nostaljiler yaşıyorum…ve bi süre sonra çok can sıkıcı oluyor
– peki neden bu kadar zor bu mutluluğu yakalamak
– zaman geçtikçe galiba zor oluyor..hani ne güzel söylemiş bi kadıköy şairi( cenk taner) törpülenir
cesaretler günün birinde…onun gibi hiçbirşey yeni değil…
– şöyle bir silkelensek bi eskici dükkanı dökülür üzerimizden sahi.
– öyle…dost arkadaş toplantılarında..gözlerimin içi parlayarak …hani..li cümleler kurmaktan sıkıldım artık
– ciddi anlamda adam gibi adam krizide var sanırım bu ülkede
elini uzatsan dokunamazsın
söylemek istesen konuşamazsın
bir kadeh içmeden serhoş olursun
– sorma… nasıl derin bi derttir bu söylediğin, anlatamam.. o kadar yabancıyız ki..
başka dünyalardanız ve sevmiyoruz birbirimizi.benim ağzım onlara kulak…
– bütün gün ne yaşça akran ne akılca akran insanlara katlanmak gerçekten zor. bronz bir heykel gibi
hissediyorum kendimi bazen. sanki zaman-ı mazide bişeymişte hala ona saygı duyuyor insanlar. ama
tepene de kuşlar sıçıyor bir yandan
– nasıl? mutlu musun? en can alıcı sorayım bari..o kadar zamanki sessiz sedasız zamanların yüzü suyu
hörmetine.
– ben küçük zamanlardan, durumlardan mutluluk sıyırmaya çalışan sade birisiyim şu sıralar. ya da olmaya
çalışıyorum anlıyacağın. hep arıyorum. mutluluğun kapısındayım ama evde kimse yok. Gözlerim sokaktan
gelecek siluetlerde, kulaklarım çocuk sesine hasret…
– öyle bi şiir vardı…sonra şarkı yapmışlardı..eski zamanlardan yine..onu hatırattı..ilhan irem söylüyordu
sanırım..evde kimse yok.. neyse… affına sığınarak tahmin ediyorum..en azından önü görülebilir bi hayatın
var, “yalnız”değilsin..bunlar önemli şeyler..benim bi yıl sonra nerde olacağım yıllardır belli değil
– bunlar seçimlerle başa gelen durumlar. senden de uzak değil inanıyorum.ve biliyorum ki bir yıl sonra sana
seslendiğimde burda olacaksın. sen iyi bir dostsun birde bakmışın kafamıza esmiş ve bir tekne kiralayıp denize
açılırız.
– böyle olduğunu bilmek çoğu zaman tek teslellim… adresimi bilen üç beş dost var şu hayatta arkamda…
gerisi silme yalan
– eyvallah diyorum hafiften üzülerek senin üzülmene. uzun zamandır biradan bu kadar keyif alamıştım.
şimdi gidip alamayacaka kadar tembelim ne yazık ki.
– bazen bi tanesinin tadı yetiyor..o zaman bira başka bişey oluyor..ben de arada yaparım..bi tane, sadece
tadını özlediğim için.
– ya içindesindir çemberin ya da kıyısında bira içersin kimileri…
– öyle..fransız filmlerindeki gibi..hani küçük paralarla büyük filmler yapılan fransız filmleri…
onlardaki küçük tesadüflere inanacak kadar umutlu hisssettiğim zamanlar dışarı çıkıyorum, dolaşıyorum
hani çocuk sek sek oynar yer seramiklerinin karoları arasında üçe zıplarsam annem iyileşir der beşe zıplarsam
annem bu gece eve döner der ya da köşedeki araba sağa dönerse beni seviyodur sola dönerse sevmiyo.
– güzel bi his sevdim bunu
– çocukluğu kaybetmeyenlere…ondan korkuyorum ya..az kaldı, ne saçma şey şu çocukluk diyecem bi gün…
o zaman önemli bir zincir kırılacak belki
– bu hissin eksikliği zor olsa gerek yeşile döner insan alim allah
– öyle..kim akan şarkı düzeninde demezki sıradaki şarkıyı bana söylüyor..çoğu zaman içinden geçirilir.
ayıptır dışardan söylenmesi. mesela çok düşüncelisin, eve dönüyosun, çıktığın merdivenin basamaklarını
sayarsın, tekse olumlu çiftse yaramaz.
– vay vay neler çıkıyo. çok güzel. ben de o vazoyu ben kırmadım ifadesini çok kullanırım. sokaktan geçen
çocuklarda cips isterim. derim ki;”çocuk bi tane versene!” ya da bisiklete tur isterim “çocuk bi tur versene.
şurdan döncem olum” valla bak
– heee evet..ben eskiden çok yapardım..hep reddedildim..çocukluğumdan beri.
– ben saftiriktim hep verirdim oyuncaklarımı
– ya da ablamla evde oyun hamuru yapalım sitenin bahçesindeki çocuklara satalım para yapıp şarap
alalım planlarımızda hep felaketle sonuçlanırdı
– amaç güzel
– o ulvi amaç uğrunaydı zaten hep o kutsal beyin fırtınaları
– sonra birgün iki adamla tanışılır şarap parası için çalışmak gerekmediği anlaşılır içten içie sinir bile olunur.
– hee sorma… tarzımız olmayan sinyal olaylarına soktunuz bizi sonra ben geldim mersin’de bile sinyal
çekip tren parası buldum kendime
– sende yetenek vardı hep ben biliyordum bunu.
– bendeki tiyatro oyuncuşuğunun ışığı bi tek burda parlamış demekki.
– ben o yeteneği istanbul’da bir iki şişe şarap için satmışım şimdi bunu anladım
– o şaraplardan geriye kalan güzel kızıltılar dozunda yaşandı herşey.
– pişman değilim elimde olsa yine yapardım.
– ben memleketin biçok siktirboktan şehrindeki küstah tipleri hep o günlere güvenerek azarladım..
“sen kısa pantolonla dolaşırken, biz taksimde şarap içerdik..kes ulan” diye.
– anlatacaklarım var da..sorma uzun hikayeler..çoğu da eğlenceli ama..belki bi gün denkleştirir
şarap içeriz.. o zamana anlatırım.
– beklerim sevinirim bile
– ya zaten şöyle noktalı virgüllü konuşabildiğim tek insansın inan ki
– tabi..birikmiştir zaten…hazır bahsetmişken ses seda vermene sevindim tekrardan görüşmek ümidiyle
– o ümidi hep taşıyoruz. selametle.
– sana da…
– sesindeki o üzüntü neden ki ?
– yaşadığım yeri sevmiyorum ve yalnız hissediyorum kendimi gün geçtikçe..daha ne olsun..hep aynı
terane bendeki
– üzülmeni istemem yine de
– biliyorum..ama hayat hep karşıtıyla vardır..diyalektik bunu öğretti bize en azından..üzüldüğüm
kadar sevinirim bu hayatta..
– sevindiğin kadar da üzülürsün o zaman. siktir et diyalektiği bi süreliğine, ikisini de sade
kullanmayı bi dene aralarında bağlantı yokmuş gibi dene.
– öyle de…benim denememden daha karmaşık bişey belki de..ama özolarak, söylediğim umut vericiydi..
godo’yu beklemek gibi olsa da. napayım.zaman geçsin işte.. bu yaştan sonra aaa güneş pırıl pırıl
ne güzel gün diye sevinecek halim yok herhalde
– o kadar da değil canım (gülüşmeler)
– bunu salık verenler var biliyo musun..utanmadan..kıçımla güldüm.
– komikmiş harbiden. o görmezden gelmek. ibnelik düpedüz kendini kandırmanın dik alası.
– yok becerebilene aşkolsun..salaklık üstü bi meziyet..ya da nirvana durumu..kafam karışır böyle
durumlarda dilim kekemeleşir..ben beceremiyorum arkadaş..bana lök diye mutluluk düşecek yukardan..
miyobum zaten oldum olası…küçüğünü göremem ben
– kocaman mutlulukların löp diye kafana düşmesi dileğiyle
– güzel bi yılbaşı kartı olmuşş…eski usül..yaşlıyız ya üstat..hani o bakımdan
– önümüz kurban… ona da bi tane yollarım
– haydi… selamlar ederim. ne güzel sohbetti özlemişim.
– önden bayanlar buyrun efendim

 

anıbirlik yazılmış esrik bir şiir.

amma da içmişiz!
3 gün sızar mı bir insanoğlu…
gözlerine bakıp ölmüş gibiyim…
seni de fena çarpmış bu his…
bedeninin öğürürken aldığı şekilden anladım.

şerefimizle içip masada kalıvermişiz
iki sarhoş savaş kahramanı misali.

en son küllüğe uzanıyordum onu hatırlıyorum.
ellerin orada biyerde olmalıydı…
(nedeni bu olmalı küllüğün bu şiire konu olmasının.)
birini bulamasam dert değil
üç tane daha var körebe oynayabileceğim.

başım dönüverdi hiçbir şey göremedim
gözlerini göremedim kalabalık senler topluluğun ortasında
sahi kaç tane var ki senden?
hanginizi daha çok seviyorum sizin?
peki siz bayan…
hangimi daha çok sevmiştiniz?

gözlerini arıyordum…

bulamadım
ağızdan yukarı çık
burundan sola dön…
aklıma gelmedi işte…
unutuverdim adresi
gözyaşı torbalarının çukurunda sızıvermişim.

ne içmişim ki hala esrik bir uğultu kulaklarımda.
ne içmişsin ki hala dinmemiş midenden
bütün bedenine yayılan
coşkunun hafif bulantıları.

şişede durduğu gibi durmuyor bu
aşk denilen şey.
iki kadeh az içsen tatsız
bir kadeh fazla içsen mide bulantısı.
hatırladığım tek şey coşkulu sesi
çalan plaktaki kadının
“haydi vur kendini şaraba
kedere ve aşka vur.
daha içelim…”

HEY deyip düşmüşüm
sonrası başağrısı.
sonrası akşamdan kalma bir şiir işte.

sonrası bu.

Sylvan

03.07.2008

(oha 2008)

icki-nasil-bulundu