düşlük satırları 2013 öncesi


rüzgarın savurduğu toz yağmurun sürüklediği kibrit çöpüyüm. istemem, geçmesin bu gece zaman ve sürüklesin hayat beni her gittiği yere, boş bir bavul misali… bir karıncayım ki kararımca ağır gelir omuzlarıma bu sevda yükü. suyun erittiği taş ateşin yaktığı bir garip dalım. yangından geriye kül, kalbimden geriye çöl kaldı duyguları boğulmuş bir meczubum ki, ardımdan sevgiye, bir mezar kaldı yolunu kaybetmiş küçük bir çocuk kaptanı ölmüş eski tekneyim. ve bilirim; sert bir rüzgarda dibe vuracak dümenim, küpeştelerim. yangından geriye kül kalır senden geriye bir şey kalmadı rüzgarın savurduğu toz yağmurun sürüklediği kibrit çöpüyüm. Sylvan. Tunceli / 2006

ardından kalan.


karmaşalara teslim etme kendini bebeğim tutkulara kapat kalbini sevgini gözardı et bazen her şeyi gözardı et bazen ve sahip ol iplerine kuklalar sevimli ama aptaldır bebeğim yönetilmeden yaşayamazlar ve yontulmadan önce daha değerliydi bazıları emin ol öyle. onlara yaşam veren sen ol! yont yönet ama iplerini verme başkasına büyük maskeler takmş küçük suratlı insanlara inanma sözlerini yutarlar bebeğim her şeyi yutmaya çalışırlar bazen sen bebeğim sen kendine ait ol Sylvan 16.08.2009    

kuklacı


… yokuşun başındayım. upuzun sıkıcı bir yokuş çıkmak istemiyorum fakat geri dönmek içinse çok geç artık. gitmekle kalmak arasındaki yeşillikte oturmuşum elimde bir çift kağıtlı, dişlerimin arasında çocukluk anılarımı öğütüyorum. çiğ… bütün hayatımı unutasım geldi birden. ve yeni hatıralar yaşamayasım geldi. yaşadığımız ne varsa hatıraya dönüşecek nasıl olsa. bak şimdi… nedensiz gidesim geldi durup dururken. gidiyorum ben… sen gelme bu seferlik. yokuşun ortasındayım… upuzun dimdik bir yokuş. çıkmak istemiyorum daha fazla çıkmak için çok yüksek geri dönmek içinse artık çok geç. bir şişe şarap gibi tükettik hayatı ardı nasıl olsa gelir diyerek. şimdi ortasındayız… devamı gelmedi. “Arkası dün”dü yaşananların Ve kötü […]

yokuş…



kim gitmek istemezki? kim sıkılmaz ki haytaından bazen? kim üzülmezki yaşlanıp ölüme bir adım daha yaklaşınca? ve kim hayallerini katlayıp koymaz kırılgan bir kutuya hayat denen şey umudun önüne geçmeye başladığında evet şimdi parmaklarımızı sayıyoruz beklenen zaman ne zaman gelir o parmaklar nereleri gösterir ve avuç ne zaman yalanır istenilen hiçbir şey olmadığında… s. 09.02.2010

kim hayallerini katlayıp koymaz ki kırılgan bir kutuya bazen


… nedendir bilmem böyle saçma sapan bir şey düşündüm. Hayyam görse çatlar, gidip çarşaflı kadının yanına şeriat kurallarının geçtiği kısasa kısas bir barda oturan sarıklı cübbeli adamların içinde utanmadan çekinmeden söylerdi… derdi ki; -” Ben görsem çatlarım. Şarap bilse kendini erir şerbet olur. Salar acısını tesitinin en dibine.” Bende dayanamadım. gittim dedim ki; “Bir kadının dudaklarına bu kadar mı yakışır kadeh?” Yüzüme aptal aptal bakan iki göz, söylediklerimden emin olmayan iki kulak ve aslında ne söylediğimin önemi olmadığını, ne olursa olsun geceyi benimle geçireceğini anlatmaya çalışan bir ifadeyle karşı karşıya kaldım. “Bir erkeğe yakışıyor şiir yazmak.” deyip elini uzattı. Elini […]

Barda oturmuş boş gözlerle anlamsız kalabalığa bakarken…


patladı… en sonunda patladı… haftaları bulan sessizlik kocaman bir çıbanın patlaması gibi tok, demir gibi bir sesle son buldu… (aşk) söndü.. ayları bulan içten içe kemiren nefret. tıknefes bir çocuğun yarısı şişmiş bir balonu elinden kaçırışı gibi ossuruğumsu sesler çıkarta çıkarta, homurdanarak usul usul sustu… (kadın) ve bu şaçma patlamanın yıkıcı “blast etkisi” … atom bombasına maruz kalmış bir çöl gibi toz oldu gitti… (adam)

soğuk bir savaştır aşk üşür sarılırsın yalnızlığına



– sana uzun zamandır bişeyler göndermiyorum. senden de ne ses ne seda… – öyle.. doğru bu söylediğin. – doğrulardan başka bişey söyleyemem ben. kızarırım yalan söylerken (tebessüm) – yok canımm. peki kabul. bi görüşür üç görüşmeyiz de, biliriz arkadaşımızı dostumuzu. neyse kabul.tebessüm benden de – yıllanmış bi bira buldum evin ücra bi köşesinde ağzımı ıslatıyorum onlan. – bi evde..buzdolabında olduğunu varsayıyorum. bira yıllanıyorsa söyleyecek pek fazla şey yoktur – buz dolabında değildi efendim kendileri yatak altına dolap üstüne gitar kılıfına bira zulalardım bazıları bu da unuttuklarımın arasındamış – ne söyleyeceğimi bilemedim pek…zulalanmış birayı içmekde keyiflidir heralde..dudaklarımı değdiriyorum dedin ya.. “su […]

evde zulalanmış, yıllanmış birayı öğürmeden içerken…  


amma da içmişiz! 3 gün sızar mı bir insanoğlu… gözlerine bakıp ölmüş gibiyim… seni de fena çarpmış bu his… bedeninin öğürürken aldığı şekilden anladım. şerefimizle içip masada kalıvermişiz iki sarhoş savaş kahramanı misali. en son küllüğe uzanıyordum onu hatırlıyorum. ellerin orada biyerde olmalıydı… (nedeni bu olmalı küllüğün bu şiire konu olmasının.) birini bulamasam dert değil üç tane daha var körebe oynayabileceğim. başım dönüverdi hiçbir şey göremedim gözlerini göremedim kalabalık senler topluluğun ortasında sahi kaç tane var ki senden? hanginizi daha çok seviyorum sizin? peki siz bayan… hangimi daha çok sevmiştiniz? gözlerini arıyordum… bulamadım ağızdan yukarı çık burundan sola dön… aklıma gelmedi […]

anıbirlik yazılmış esrik bir şiir.