evde zulalanmış, yıllanmış birayı öğürmeden içerken…  

– sana uzun zamandır bişeyler göndermiyorum. senden de ne ses ne seda…
– öyle.. doğru bu söylediğin.
– doğrulardan başka bişey söyleyemem ben. kızarırım yalan söylerken (tebessüm)
– yok canımm. peki kabul. bi görüşür üç görüşmeyiz de, biliriz arkadaşımızı dostumuzu.
neyse kabul.tebessüm benden de
– yıllanmış bi bira buldum evin ücra bi köşesinde ağzımı ıslatıyorum onlan.
– bi evde..buzdolabında olduğunu varsayıyorum. bira yıllanıyorsa söyleyecek pek fazla şey yoktur
– buz dolabında değildi efendim kendileri yatak altına dolap üstüne gitar kılıfına bira zulalardım
bazıları bu da unuttuklarımın arasındamış
– ne söyleyeceğimi bilemedim pek…zulalanmış birayı içmekde keyiflidir heralde..dudaklarımı
değdiriyorum dedin ya.. “su çürüdü” geldi aklıma A.Telli’nin… ama durumun o kadar acıklı olmasa gerek
– güzel bi şiir… ne yazık ki o kadar acıklanamayacak kadar modern bi zamanda yaşıyoruz hep
beraber. ki bu da ayrı bi acıklı durum doğurmakta.
– modern zamanların acıları daha fena oluyor. tatsız tatsız
– biz biraz daha orhan velisel acılarla boğuşuyoruz gibi geliyo bana. bırakmıyor geçim derdi falan…
– orası öyle..ben henüz aile olmadığımdan ve olmayı da düşlemediğimden, çok acıtmıyor parasızlığı
pulsuzluğu… ama ne demek istediğini anlayabiliyorum, zor.
– anlaşabilmek ne güzel.
– bahsettiğin mevzuda anlaşılabilme zorluğu çektiğini sanmam…dünyanın çok büyük bir yüzdesi
seni senden daha iyi anlıyordur malesef… açız fakiriz ve düzelecek gibi değil. sen nasılsın başkaca?
çok zaman geçti diğmi?
– her zamanki kadar işte. sadece bir kaç yıl. bu yüzden herkes kadar çabuk yaşlanmayacağız
– bilmiyorum dostum..hayat karşıma mutlu olacağım şeyler her çıkarmadığında, ben zaten hastalıklı
şekilde hep içsel nostaljiler yaşıyorum…ve bi süre sonra çok can sıkıcı oluyor
– peki neden bu kadar zor bu mutluluğu yakalamak
– zaman geçtikçe galiba zor oluyor..hani ne güzel söylemiş bi kadıköy şairi( cenk taner) törpülenir
cesaretler günün birinde…onun gibi hiçbirşey yeni değil…
– şöyle bir silkelensek bi eskici dükkanı dökülür üzerimizden sahi.
– öyle…dost arkadaş toplantılarında..gözlerimin içi parlayarak …hani..li cümleler kurmaktan sıkıldım artık
– ciddi anlamda adam gibi adam krizide var sanırım bu ülkede
elini uzatsan dokunamazsın
söylemek istesen konuşamazsın
bir kadeh içmeden serhoş olursun
– sorma… nasıl derin bi derttir bu söylediğin, anlatamam.. o kadar yabancıyız ki..
başka dünyalardanız ve sevmiyoruz birbirimizi.benim ağzım onlara kulak…
– bütün gün ne yaşça akran ne akılca akran insanlara katlanmak gerçekten zor. bronz bir heykel gibi
hissediyorum kendimi bazen. sanki zaman-ı mazide bişeymişte hala ona saygı duyuyor insanlar. ama
tepene de kuşlar sıçıyor bir yandan
– nasıl? mutlu musun? en can alıcı sorayım bari..o kadar zamanki sessiz sedasız zamanların yüzü suyu
hörmetine.
– ben küçük zamanlardan, durumlardan mutluluk sıyırmaya çalışan sade birisiyim şu sıralar. ya da olmaya
çalışıyorum anlıyacağın. hep arıyorum. mutluluğun kapısındayım ama evde kimse yok. Gözlerim sokaktan
gelecek siluetlerde, kulaklarım çocuk sesine hasret…
– öyle bi şiir vardı…sonra şarkı yapmışlardı..eski zamanlardan yine..onu hatırattı..ilhan irem söylüyordu
sanırım..evde kimse yok.. neyse… affına sığınarak tahmin ediyorum..en azından önü görülebilir bi hayatın
var, “yalnız”değilsin..bunlar önemli şeyler..benim bi yıl sonra nerde olacağım yıllardır belli değil
– bunlar seçimlerle başa gelen durumlar. senden de uzak değil inanıyorum.ve biliyorum ki bir yıl sonra sana
seslendiğimde burda olacaksın. sen iyi bir dostsun birde bakmışın kafamıza esmiş ve bir tekne kiralayıp denize
açılırız.
– böyle olduğunu bilmek çoğu zaman tek teslellim… adresimi bilen üç beş dost var şu hayatta arkamda…
gerisi silme yalan
– eyvallah diyorum hafiften üzülerek senin üzülmene. uzun zamandır biradan bu kadar keyif alamıştım.
şimdi gidip alamayacaka kadar tembelim ne yazık ki.
– bazen bi tanesinin tadı yetiyor..o zaman bira başka bişey oluyor..ben de arada yaparım..bi tane, sadece
tadını özlediğim için.
– ya içindesindir çemberin ya da kıyısında bira içersin kimileri…
– öyle..fransız filmlerindeki gibi..hani küçük paralarla büyük filmler yapılan fransız filmleri…
onlardaki küçük tesadüflere inanacak kadar umutlu hisssettiğim zamanlar dışarı çıkıyorum, dolaşıyorum
hani çocuk sek sek oynar yer seramiklerinin karoları arasında üçe zıplarsam annem iyileşir der beşe zıplarsam
annem bu gece eve döner der ya da köşedeki araba sağa dönerse beni seviyodur sola dönerse sevmiyo.
– güzel bi his sevdim bunu
– çocukluğu kaybetmeyenlere…ondan korkuyorum ya..az kaldı, ne saçma şey şu çocukluk diyecem bi gün…
o zaman önemli bir zincir kırılacak belki
– bu hissin eksikliği zor olsa gerek yeşile döner insan alim allah
– öyle..kim akan şarkı düzeninde demezki sıradaki şarkıyı bana söylüyor..çoğu zaman içinden geçirilir.
ayıptır dışardan söylenmesi. mesela çok düşüncelisin, eve dönüyosun, çıktığın merdivenin basamaklarını
sayarsın, tekse olumlu çiftse yaramaz.
– vay vay neler çıkıyo. çok güzel. ben de o vazoyu ben kırmadım ifadesini çok kullanırım. sokaktan geçen
çocuklarda cips isterim. derim ki;”çocuk bi tane versene!” ya da bisiklete tur isterim “çocuk bi tur versene.
şurdan döncem olum” valla bak
– heee evet..ben eskiden çok yapardım..hep reddedildim..çocukluğumdan beri.
– ben saftiriktim hep verirdim oyuncaklarımı
– ya da ablamla evde oyun hamuru yapalım sitenin bahçesindeki çocuklara satalım para yapıp şarap
alalım planlarımızda hep felaketle sonuçlanırdı
– amaç güzel
– o ulvi amaç uğrunaydı zaten hep o kutsal beyin fırtınaları
– sonra birgün iki adamla tanışılır şarap parası için çalışmak gerekmediği anlaşılır içten içie sinir bile olunur.
– hee sorma… tarzımız olmayan sinyal olaylarına soktunuz bizi sonra ben geldim mersin’de bile sinyal
çekip tren parası buldum kendime
– sende yetenek vardı hep ben biliyordum bunu.
– bendeki tiyatro oyuncuşuğunun ışığı bi tek burda parlamış demekki.
– ben o yeteneği istanbul’da bir iki şişe şarap için satmışım şimdi bunu anladım
– o şaraplardan geriye kalan güzel kızıltılar dozunda yaşandı herşey.
– pişman değilim elimde olsa yine yapardım.
– ben memleketin biçok siktirboktan şehrindeki küstah tipleri hep o günlere güvenerek azarladım..
“sen kısa pantolonla dolaşırken, biz taksimde şarap içerdik..kes ulan” diye.
– anlatacaklarım var da..sorma uzun hikayeler..çoğu da eğlenceli ama..belki bi gün denkleştirir
şarap içeriz.. o zamana anlatırım.
– beklerim sevinirim bile
– ya zaten şöyle noktalı virgüllü konuşabildiğim tek insansın inan ki
– tabi..birikmiştir zaten…hazır bahsetmişken ses seda vermene sevindim tekrardan görüşmek ümidiyle
– o ümidi hep taşıyoruz. selametle.
– sana da…
– sesindeki o üzüntü neden ki ?
– yaşadığım yeri sevmiyorum ve yalnız hissediyorum kendimi gün geçtikçe..daha ne olsun..hep aynı
terane bendeki
– üzülmeni istemem yine de
– biliyorum..ama hayat hep karşıtıyla vardır..diyalektik bunu öğretti bize en azından..üzüldüğüm
kadar sevinirim bu hayatta..
– sevindiğin kadar da üzülürsün o zaman. siktir et diyalektiği bi süreliğine, ikisini de sade
kullanmayı bi dene aralarında bağlantı yokmuş gibi dene.
– öyle de…benim denememden daha karmaşık bişey belki de..ama özolarak, söylediğim umut vericiydi..
godo’yu beklemek gibi olsa da. napayım.zaman geçsin işte.. bu yaştan sonra aaa güneş pırıl pırıl
ne güzel gün diye sevinecek halim yok herhalde
– o kadar da değil canım (gülüşmeler)
– bunu salık verenler var biliyo musun..utanmadan..kıçımla güldüm.
– komikmiş harbiden. o görmezden gelmek. ibnelik düpedüz kendini kandırmanın dik alası.
– yok becerebilene aşkolsun..salaklık üstü bi meziyet..ya da nirvana durumu..kafam karışır böyle
durumlarda dilim kekemeleşir..ben beceremiyorum arkadaş..bana lök diye mutluluk düşecek yukardan..
miyobum zaten oldum olası…küçüğünü göremem ben
– kocaman mutlulukların löp diye kafana düşmesi dileğiyle
– güzel bi yılbaşı kartı olmuşş…eski usül..yaşlıyız ya üstat..hani o bakımdan
– önümüz kurban… ona da bi tane yollarım
– haydi… selamlar ederim. ne güzel sohbetti özlemişim.
– önden bayanlar buyrun efendim