Barda oturmuş boş gözlerle anlamsız kalabalığa bakarken…

… nedendir bilmem böyle saçma sapan bir şey düşündüm.

Hayyam görse çatlar, gidip çarşaflı kadının yanına şeriat kurallarının geçtiği kısasa kısas bir barda oturan sarıklı cübbeli adamların içinde utanmadan çekinmeden söylerdi… derdi ki;

-” Ben görsem çatlarım. Şarap bilse kendini erir şerbet olur. Salar acısını tesitinin en dibine.”

Bende dayanamadım. gittim dedim ki;

“Bir kadının dudaklarına bu kadar mı yakışır kadeh?”

Yüzüme aptal aptal bakan iki göz, söylediklerimden emin olmayan iki kulak ve aslında ne söylediğimin önemi olmadığını, ne olursa olsun geceyi benimle geçireceğini anlatmaya çalışan bir ifadeyle karşı karşıya kaldım.

“Bir erkeğe yakışıyor şiir yazmak.” deyip elini uzattı. Elini tuttum. Kadehli elini.

Çıkarken kapının ağzında, yanına çömelip kusmasını izledim. Bilmiyorum o an iğrenç gelmedi az önce bir tanrıçanın dudakları olarak düşündüğüm, şimdiyse ağzından yere kadar tükürük sarkan dudaklar. Eliyle ağzını, elini duvara sildi.

“Üzgünüm…” dedi.

“Herkes kusar.” dedim.

“Kendimi iyi hissetmiyorum” dedi. “Beni taksiye bırakır mısın?”

(Kafamın üzerine elimi uzattım. Sırtımı yokladım. Ne hare ne kanat…)

“Hayır.”

Geri döndüm. Bara oturup boş gözlerle anlamsız kalabalığı izlemeye devam ettim. Başka bi atraksiyon olmadı o gece.

05.09.2010