Kalmak İçin Bir Sebep….?

15 Ekim 2008 02:05

Biraz his lütfen…

Bir an için sustu ve düşündü; suratını buruşturdu ve kaşlarını çattı… kim olduğunu hatırladı , portmantodaki aynaya baktı; sadece ne kadar yalnız bırakıldığını gördü genç adam ve bundan nefret etti evden dışarı çıkarken. Son kez çıkıyordu o kapıdan. Adımlarını sanki hiçbir şey olmamış gibi atıyordu. Oysaki dizleri titriyor ellri uyuşuyor ve göysü dar geliyordu artık yüreğine. Hiçbir şey sölemedi. Vucudunun iklimi çoktan yapraklarını dökmüştü. aylar boyunca sancılı bir şekilde. Kış geliyordu artık ve alaca karanlık bu kışın 3 ay sürmeyeceğini söylüyordu. Genişce bir koridordan geçti ve apartmanın önündeki çöp kutusuna attı anahtarı. Herşeyi terk etmek bu kadar kolay mıydı? bütün bir hayatı geride bırakmak , en çok neyi özleyeceğini mi düşünürdü insan giderken yoksa hafızasını nasıl terk edeceğini mi ? Hangisi daha insancaydı? Hiçbir düşüncesine aldırmadı. bir karar almıştı ve bu sefer vazgeçmeyecekti. Kaybedişe bir bilet daha.

Kimsenin bilmediği bir yer hayal ediyordu uzaklaşırken. her adım zincirler vursa da aşka kabullenmek daha kolaydı gittiğini. Ve ilk kez kolay olanı seçti. Yorgun bedeni zaten daha fazlasını kaldıramazdı. Yaşını sordu kendine ve tebessüm etti. Daha doğmadığını düşünmektense çoktan toprağın kokusunu usul usul içine çekemeye başlamıştı. Sahipsiz bir bedeni olsa ne yazardı ki ? Yüreğini zaten gümüş bıçağının kurbanıydı. Nefes almak ne kadar zor olsada giderken yaptığı en iyi seyin kırmızı odasını görmediği bir renge boyamak olduğunu düşündü. yeşile. Odasında yaşayacak başka bir adam asla kırmızının sahibi olmamalıydı.
Bu başına gelebilicek en kötü ikinci şeydi.

“…………… sonun nerde …………..”sustu ve yürümeye devam etti. bir sigara yaktı ve sigaranısın karanfil kokusu açık havaya dağıldı…….. sonun nerde…….

“……….sus sadece uyan ….. insanlar zaten hiçbirşey olamamış gibi yaşıyorlar. ….”

“………..sonun nerde……..”

Kalmak İçin Bir Sebep….?(2)

Biraz his lütfen…
Hiçbiri söylendiği kadar değerli değildi gözünde. Karşılaştıktan en fazla beş dakika sonra karşısındakinin kim olduğunu anlamaktan öte biliyordu genç adam. Saki yaşayan herkezle tanışmış ve herşeyin ayrımına varmış gibi bir tavrı vardı. Yüzü her zamanki gibi binlerce parçaya ayrılmış Maun ağacından iri ve görkemli bir masada tek başına oturuyordu. Gelicek olan kişinin ona ne getireceği ve ne götüreceği umrunun sınırlarını çoktan aşmıştı. O gün yaptığı en iyi seçimin o kafeyi seçerek kalabalıktan uzaklaşmış olduğunu düşünmek oldu.Uykusuzluktan kan tutmuş gözleri kimseleri görmüyordu zaten. İçimi keyifli birazda ağır bir kahve söyledi garsona. Eskiden olduğu gibi şekersiz ve sütsüzdü.Bütün güzellikler salt ve tadında olması gerekirdi ona göre fazlasını asla beklemedi.

Genç kadın loş ışıklı kafenin kapını araladı ve biraz zorlanarak tarife uyan genç adamı aradı gözleri. Ona sölenen tek şey asla gülmeyen ve her zaman yarı ayık adamı bulmasıydı. Ve genç adamı farketti. Nasıl farkedilmezdiki. Duruşu bile taştan duvarların canını acıtıyorudu. Bir an ürktü genç kadın. Genç adamın yüzünde aşkın neşter darbelerini görünce. ”kaderi kirletilmiş ama ruhu…” diye söylendi içinden topuk sesleri boş kafede yankılanrken. Masanın önüne kadar ilerledi ve gözleri farkettiği ilk andan itibaren adamın üzerindeydi zaten. Merhaba dedi. Adam başını kaldırdı ve gözlerine baktı genç kadının. Kocaman bir ççift siyah göz bu kadar anlamsız kalmamıştı hiçbir zaman bakışları karşısında. İçi boşaltılmıştı. Tüm hayatı gibi bomboş ve ruhsuz geldi aniden. Özür diledi ve sandalyeye astığı derisini alıp cebinden kahvenin kaparasını çıkarıp masaya bıraktı ve hızla yürümeye başladı. Genç kadın ne olduğunu anlamadan kapıdan çıkmıştı bile.Son günlerde yaptığı en iyi şey uzaklaşmaktı. Herşeyden ve heryerden. Kaçamadığı tekşey kendi gerçekliğiydi ama onu da zaten kabullenmişti .İronik olan bu kabullenişin ardından sürekli kendini kurtarmaya çalşırak can çekişmesiydi. hala neden nefes alıyorduki bedeni. Bıraksaydı ve o ince bağda kopsaydı ve yerini bulsaydı ızdırapları. Yürüdü yürüdü ve daha hızlı yürüdü; genç kadın aklından silinmişti bile. neden herşey bu kadar basit değildi ki ? Bir anlık bi unutuş aslında ne kadar huzur getirirdi ona. Çiğerlerine çektiği çürümüş hava her zaman acı verecekti ona. Tükenmesini sağlayacak son noktayı arıyordu. Tebssüm etti ve yaşını hatırladı……

“………..sonun nerde……….insanlar zaten hiç yaşamamış gibi yaşıyorlar. Her gün unutuyorlar az yada çok. Ne önemi var. adım bile fazla bu irin kaplı iğrençliğe”

 

15.10.2008

gece… gözler parlarken… diyalogları

sigara üzerine.

– sigaran var mı?

– Pall Mall.

– olur olur ver bi tane. normalde ne içiyorsun?

– Mali duruma göre değişir. An geliyor 1 Lira fazla vermek istemiyorum sigaraya.

– tütün sar.

– iki kere tütün aldım beş liralık. siirt tütünü dediler. birisi tütün tarlasında çalışan maraba boku çıktı. tütüne yakın bir yerde sıçılmış olması tütün mamülü diye nitelendirilmesine neden olmuşsanırım. duman çıksın diye bir iki yaprak tütün atmışlar içine. bildiin adamlar boku kurutmuş kıymış servis ediyorlar.

– pall mall güzel sigaraymış.

– iyidir.

teletabiler ve moğollar üzerine.

 

1. anektod.

İçime şeytan girdi sandım

Keşke hiç uyumasaydım

 

2. anektod.

  moğollar                                                   teletabiler

Birdenbire                                                     birden bire

Ateş ve duman                                              çiçek ve böcek

Feryad-ı figan                                               neşe ve sevgi

Sanki elele                                                    sanki elele

Geliyor habire                                                geliyor habire

Üstümüze, üstümüze                                     üstümüze

Çığlık kalleş                                                   güneş kardeş

Sessizlik mi dost                                           bulut kanka

Ateş ve duman                                              ıtsi bitsi

Hain düşman                                                sevgili doğa

Issızlığın ortasında                                        teletabi (sus) teletabi

3. anektod.

teletabiler… üçünü yan yatır bayrak oluyor. mavi olan da bayrak direği.

farkındalıkların farkına dair…

 Ben sizden çok farklıyım. Çünkü: en büyük üç takımdan birini tutuyorum. Bence en iyi futbolcu eskiden Maradona’ydı. Şimdi Messi ya da Ronaldo. Karar veremedim. En sevdiğim yönetmen en iyi olanlar. Evet biliyorum holivut bokunu çıkarttı. Evet duydum ne varsa Avrupa sinemasında.

   En sevdiğim müzik herkesin sevdiğinin bir karışımı. Mesela türkü dinlerim. Sonra rok a bayılırım. En sevmediğim şarkıcı serdar ortaç ve yalın. Çünkü sadeliğe karşıyım. Metalika severim ama son albümlerinde bozdular. Menovır severim ama adamların ruhu faşist.

   Ben sizden acayip farklıyım. Ten rengim sizinkinin bir ton açığı (ya da kimine göre bir ton koyu.) Siyasi görüşlerimizde tutmuyor sizinle. Mesela siz herkesin sevmediği partiyi seviyorsunuz. Ben, parti yapmayı. Siz gidip oy kullanıyorsunuz ben rey… Mesela siz din, dil özgürlük,diyorsunuz. Ben özgürlük din dil diyorum. Benim söylediğim sırada söylemediğiniz için de sizden nefret ediyorum.

   Yani ben sizden üç dört kat daha kuulum. Bilgiye hızlı erişimim var. (google kelimesiniçok hızlı yazıyorum. Ekşi sözlük sik kullanılanlarda. ) Siz üç şey biliyorsunuz; ben 3,25 şey toplamda. (kopartmada bir iki şey daha fazla bilebilirim.)

(kombo)

Mesela siz memleket meselesi mi tartışıyorsunuz? Ben sizden 3 saat önce tartışmıştım.

Mesela siz dün akşam çok mu eğlendiniz. ben daha çok eğlendim.

Mesela siz bak demeden Bakunin; kıro demeden Kıroptkin derim.

Mesela siz spor mu yapıyorsunuz; ben kaslıyım.

Fazlanız mı var? Benim yok.

Siz beş kavanoz balı 100 liraya mı alıyorsunuz? Ben 105 liraya.

Kısacası acayip FARKLIyız birbirimizden.

Sırf bu farklılıklarımız yüzünden…

sevemiyoruz birbirimizi

11.04.2013 – istanbul

sylvan…