Vol.4-5 Last Kiss / Üflek olmak

Vol 4:
last kiss (son öpücük) :
adından da anlaşılacağı gibi romantik bir andır. zıvanaya çok yaklaşılmış bir sigaradan son bir kısa nefes alınması durumudur. 
özenli olma zorunluluğu vardır.
Uyarı: eğer nefes fazla kaçarsa “eğğk kiyat iştim muğa goyum” kelimeleri öpücüğün romantizmini kaçırabilir. yada dudaklar yanabilir.
Yan etkileri:
– “üflek” olmak.
Alt başlık yada Vol.5
Üflek Olmak (deyim.) : deyim yerindeyse “kiyat iştim amk” la aynı değerdedir. farkı kiyat içmekten keyf almak, ard arda hızlıca üç sesli nefes almaktır.
semptonları:
– “bitti bu, bitti galiba, bitmiş bu ya.” cümlesi
– gırtlakta acılık ve yanma
– ileri düzeyde taşak geçilme durumu.
Uyarı : üflek olan kişiler en yakın torbacıya başvurmalıdır.

Vol.3 – Mala bağlamak ya da selam güzel insan.

mala bağlamak yada merhaba güzel insan : espri hızını yakalayamayıp yapılan espriye bir espri sonra gülmek. 

semptomlar: 
– boş bakışlar.
– espri özürlülüğü
– anlak kısıtlaması
– son ve en önemlisi “heey bende sizi anlıyorum” bakışı ve cin gibiyim ifadesi
  

yan etkileri : 
– ağır taşak geçilme durumu ve “merhaba güzel insan otur istersen” haricinde yan etkisi yoktur. 

öneri: hafızası sağlam kişilerin yanında yapılması tasvip edilmez.

Vol.1 – Kazana Düşmek

kazana düşmek: herhangi bir maddeden adı hatırlamaz duruma gelmek. 

kazan kuralları: 
– kazana düşersen çemberden çıkarsın.
 
– üç kişilik bir çemberde birisi kazana düşerse kalan iki kişi matematiksel doğru oluşturur. yalan söylemek kaçınılmazlaşır.
 

kazan semptomları
– adını unutmak.
– his kaybı.
– şişe devirmek ( adi sebep ve dışlanma nedenidir.)
– kusma (leş sebeptir…)
– boka püsüre bahane bulmak (komik sebeptir. makarası iyi olur.) 

yan etkileri: 
– sert düşmemek lazım. harici bir yan etkisi yoktur.

09.12.2013 tarihli seyir.

Küçük karanlık dünyamın belli noktalarına matkapla küçük mutluluk delikleri açtım. Oradan sızan ışığa bakıp mutlu olmaktı amacım. Ters tepti…

Deliklerden bir tanesi akıl almaz şekilde her gün biraz daha büyüdü… içinden geçilebilecek bir yola dönüştü. Klostrofobik mutluluk hayalleri tam bana uygun görünmüştü gözüme o an.  Uçarcasına deliğe atladım. Rutubet kokusu ve göz gözü görmez bir karanlıkta saatlerce süründüm.  Sonunda o zafer tadı ağzıma ilişti. Işığı gördüm. O küçücük, silik ışık… onu görmek bile mutlu olmama yetiyor gibi gelse de birkaç saat sonra işler değişti.

Dirseklerim kanayana kadar süründüm. Pantolonum yırtılana kadar. Sonunda ulaşabilmiştim. Fakat tünelin sonuna vardığımda o ışık hiç genişlememişti. Ellerimi hayal kırıklığıyla duvarda gezdirdim. Parmağımı deliğe soktum. Serin bir esinti parmak uçlarımda belirdi. Gözümü deliğe dayadım. Dışarıya baktım. Bambaşka bir dünya vardı dışarıda. Hayallerimin ötesinde.  Hasretle delikten bakarken karşımda kırmızı bir göz belirdi. Bir süre birbirimizi süzdük. Ve sonra bana dedi ki “burada yerin yok.”

Hayret ve şaşkınlıkla kalmıştım. Onca yol, onca karanlık, rutubet ve kan…

“hayır” dedim. “Senin orada yerin yok. Orada doğduğun için benden daha haklı değilsin orada yaşamaya.”

 

Anlamadığım dilde bir şeyler söyledi… delikten sert bir rüzgar esti… çatlaklar büyüyerek genişledi. Ve önümdeki duvar yıkıldı… dışarı adımımı attım. Ve gördüğüm manzara beni şoke etti. Deliğe girdiğim noktadaydım.

Elimde matkap son deliği açıyordum…

8eab68db3c765acde90bbd2af0666a24

03.12.2013 defter-ül seyrüsseferden…

gözümü açtığımda bir istasyonun bekleme koltuğundaydım. soğuktu… kemiklerime kadar saplanan sözcükler canımı bir hayli yakıyordu. cıklı cüklü konuştuğuma bakma.. hiç sevimli değiller.

hatırladığım son şey “sen hiç”le başlayan bir darbeydi. sonuna kadar dinlemedim. “zaman siker..” deyip oracıkta bayılmışım…

şimdiki zamanda kaybolmuş bir zaman yolcusu misali bir bankta uyandım. o zamanlar buralar böyle değildi. değişti hep. ben aynı kalmayı seçtiğimden buraya ait olamadım bir zaman sonra. di’li geçmiş zamanda “di” siz biyerler buldum kendime. kendimden uzak. dilsiz. tek kelime etmeden.

bildiğim son şey “ben hiç” le başlayan bir kroşeydi. dudağın tam üstüne. yanağın da bir kısmını kapsayarak. oracıkta bayılmıştı. uyandığında ben yoktum ne oldu bilmiyorum.

“yeterince eskiyince her şey sevimli birer hatıra olacak” dedi karga.
ilk defa hak verdim

tozlu bir 3 aralık..

aralik

02.12.2013 tarihli seyirden…

gözlerimi kapadım ve hayatın akıp geçişini hissedebilecek kadar kalbimi yavaşlattım. hislerimin azalmasını buna bağlıyorum…

mutluluğun bile fazlası insanı depresyona ya da deliliğe sürüklüyor… kısacası delirmekten kaçış olmadığını anladım. fakat direneceğim. yani o kadar mutluyum ki baktığım çiçek soluyor, yürüdüğüm yollardaki taşlar eskiyor. ve kafamı nereye çevirsem her yerde kuş ölüleri görüyorum. hasta güvercinler, sadece kanadı kalmış serçeler ve ölümsüz lanet olası bir karga…

gözlerimi kapadım ve kafamı bir tren rayına yasladım… hayatın akıp geçebileceği bile bir zaman kalmayacak birazdan.. eski haydutlar gibi hissediyorum; pis, gereksiz ve her şeye rağmen hayatın yaşanılası olduğunu düşünen…
trenin tüneldeki ışığını gördüğüm anda karga yanıma geliyor ve diyor ki;
“Varsın boyun olmasın bir söğüdün ki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?”
“siktir git başımdan cyrano. tren bekliyorum.”

mutluluk insanı huzursuz eden bir zehirdir… ve şu an damarlarımdan akan kan değil.

52f3506bd4a95bdb1e00003b_1398202330913_2048