14.11.2014 tarihli seyirme.

Boşlukta, sonsuzluğa asılı bir astroidin bilinmeze doğru ilerlemesi misali sakin, huzurluyum. Buraya nasıl mı geldim? Bilmiyorum. Şimdi sadece süzülüyorum. Hatırladıklarım değersiz detaylar… Neyse…
Her şey rayında son hız yerinde sayıyorken çevremdeki değişkenlerin doğal deviniminden çıkışına şahit oldum.
Kaos onları yavaş yavaş ve içlerindeki insani duyguları parçalayarak ele geçirirken nasıl bozulduklarını izledim.
İçimden bir ses “kaçamayacağımı, sonun her zaman bir boşluk yarattığını ve onlardan biri olduğumu” söyledi. onları bozan, ruhlarını parçalayan şeyi ayak parmaklarımda hissetmiştim…
Böyle olacağını önceden anlamıştım. Kaos kaçınılmaz görünüyordu. Kaçınmadım. Fakat korktuğumu söyleyebilirim.
Bozulma, kendim sandığım şeyi çürütürken korktum. Geride bir şey kalmamasından, bunun bir son olması olasılığından korktum. Kendim sandığım şey bir pas misali kulaklarımdan dışarı, vücudumun dışına akıyordu.
Ufak bir rüzgar esse ufalanıp dağılacaktım.
Çürümenin ortasında oturmuş, dağılmayı beklerken içimdeki ses benimle dalga geçiyordu.
“Seni korkak… hem bitmeye gidiyor hem sondan korkuyorsun…”
Bilmişti.
Çürüme, bedenimden taşıp odamın duvarlarına oradan evin tamamına bulaştı. çevremi oluşturan bütün her şey, bütün bir şehir, kurduğum dünya birer birer paslanıp döküldüler…
Bozulma bana dair tüm şeyleri bir boşlukta bütünleştirirken ve her şeyin bittiğini düşünürken; merkezinde durduğum küçük dünyamı ayaklarımın altından çekiverdi kaos…
O gün bu gündür süzülüyorum.
Burası sessiz ve karanlık. Ve belki inanmayacaksınız; güzel…

1932216_10152800689745934_283497943807282355_n

Seyirme 091114 / Doğam gereği ‘burada yabancıları pek sevmiyorum.’

Eskiden bu sonsuz bozkırda bir bufaloydum. Şimdi sadece rüzgarım kaldı.

Büyük, kıllı ağzımdan içime dolan nehir artık zehirli… Zehir soyumu kuruttu. Ölüm yeşili bir aura sızıyor omuzlarımdan. Ölüm yüzüme asılmış maske. Soluduğum duman aklıma lisanını bilmediğim, anlamını çözemediğim, nereye gittiklerini anlamadığım o iki elli, iki ayağı üzerinde koşan cılız yaratıklardan mesajlar yolluyor.

Ve uzun zamandır buralarda kimse dumanla haberleşmiyor.

Zehirli bir nefes daha soluyup, başımın üzerinde yıldızların döndüğü geceyi izliyorum. Ben hayatta kalan son buffalo, yüksek bir yerden önümde uzanan vadiye bakıyorum. Uzakta, Karaayaklardan kalan son çadırın yakıldığı yerde duru gece göğüne yükselen dumanda “Koş” yazıyor.

Ateş…

İçimde ansızın beliren ilkel bir dürtüyle koşmaya başlıyorum. Toprak toynaklarımın altında çatlıyor. Ağzımdan sicim gibi salyalar saçarak koşuyorum. Soluğumun sesi boş vadide yankılanıyor. Bütün hayvanlar cüssemden korkup deliklerine saklanıyorlar. Daha hızlı olmalıyım… bütün vadi titremeli ben koşarken. Büyük sarı çayırın sonundaki dağlara gitmeliyim. Ötesindeki okyanusa ulaşmalıyım.

Bir şeroke oku gibi kendimi mesafelere bıraktım. Gidebildiğim yere kadar koşacağım. Arka bacaklarımdan aldığım güçle sıçrıyor, tırnaklarımla toprağa tutunuyorum. Ateş ve vahşi hayvanlar, hepsi geride kaldılar. Soluk birer siluet gibi ayaklarımın altında eriyor mesafeler. İsimsiz topraklardan, soyu keşfedilmeden katledilmiş kabilelerin arasından geçiyorum. Yakılmış köylerden, insan cesetlerinin üzerinden sıçrayarak koşuyorum. Beni öldürmek istiyorlar biliyorum. Beni yakalamak ve demir borularıyla bedenimi delmek istiyorlar. Kafamı bir ödül gibi duvara asacaklar. Belki boynuzlarımı kesecekler.

Buna izin vermeyeceğim. Artık öyle hızlıyım ki, veba, kıtlık ve beyaz adam, hatta ölümün kendisi bile hızıma yetişemiyor. Çatlayana dek koşacağım. Ayakta öleceğim ve özgür…

Gücümün sınırında kocaman kafamdan çıkan dev boynuzlarımla karşımdaki beyaz adama tosluyorum…

* * *

Şimdi, bu sonsuz bozkırda ölümüne şehirli bir soluk benizliyim. Tahta arabama oturmuş, sarhoş bir kumarbazdan aldığım ateş suyunu içiyorum. Sonsuza gitmekteyim. Dönüş yok…”

Soluduğum zehrin havada asılı kalan dumanı, bana bir bufaloyu çağrıştırıyor.

Sylvan.
09.11.2014 Tarihli Seyirme

m.a. etkileri / kısım 54

-çöp-
daha iyi güldüğüm günleri hatırlıyorum
ve zaman geçtikçe soluklaşıyor geçmiş zaman
beynimin bir bölümü sepya artık
çürümeye yüz tutmuş
hastalıklı…

oradan yayılan çöp kokusu
anıların önüne geçiyor.

dibinden kirli su damlayan
ağzı bağlanmamış
üzerine sinekler üşümüş
ceset torbalarından farksız artık
anılarımdaki insanlar…

07.11.2014 – sylvan