~~Uyu Sevgilim~~

biraz heyecan lütfen…

heyecan… =>

Tanrım bu bir hediye bana.
Bu sabah ruhum ve tenim bu terasta güneşin o ilk muhteşem ışığını bekliyor. Gecemi ve geleceğimi aydınlatan kadının yatağından nasıl bir heyecanla kalktım.Dağılan saçlarını usulca kulağının arkasına aldım , güzelim yüzüne baktım ve gözlerimdeki buğuyu sildim. Görebiliyorum. Bütün cümlelerin huzur veriyor bana. Sözlerin bazen soluğumu kesiyor.Güzelliğinden göz alıcılığından harikandan bahsedemiyorum bile.Tanrım hissediyorum ben. Şükürler olsun gerçek bir şeyler… Ve aslında o şeylerden çok çok daha fazlası… :))) Tebessümler yüzümde. Sana kahvaltılar hazırlamak istiyorum çiçekli böcekli olanlardan sen bilmezsin aslında ben çok iyi yemek yaparım. Sana harika gece piknikleri hazırlamak istiyorum. Motorla gezmek hafta sonları deniz kıyısındaki bungolavlarda kuş sesleriyle uyanmak…. İstanbul’u seninle yeniden arşınlamak hayatı seninle yeniden keşfetmek istiyorum. Zıplamak ta istiyorum seninle her şeyi istiyorum. Bana bunu yapabildiğin böyle hissettirebildiğin için sana her şeyi dünyanın tüm harikalarını sunmak istiyorum. Uyuyorsun şimdi. Hiçbir şeyden haberin yok. Ve ben güneşin bu ilk sıcaklığını şimdi yüreğimle tenimde sana getiriyorum.

31.01.2011 / rustynail

 

Nasıl Anlarsın Ki?

biraz sakinlik lütfen…

Önce biraz daha nazik olmayı öğrendim. Kollarımı ellerimi ve parmaklarımı yüzümü dudaklarımı ve gözlerimi kontrol eden bütün impulslara hissiyatımla can verdim. Zordu uzaktan kumandayla bir robot oynatmaya yada bir kukla canlandırmaya benzemezdi hayat. Sakin ve dinginken daha anlamlıydı. Hikayeyi asla bilmeden oynamaya başlardın ve kendi hayatının figüranlığını oynamak baş rolde olmaktan daha zordu. Tıpkı hikayem gibi.

Koşmaya başlamadan önce emeklemeyi öğrenmeyi bilmek gerek. Her sır her duygu aslında gizini yaratılışımızdan alır ve aşkın kendisi olmak aşkın meyvesi olmaktan çoğu zaman daha zordur. Sadeleşmeyi ve içinde en sade haliyle her şeyden barındırmak insan olduğumuzu kabul etmek ; kendimizle tanışacağımız kapıları aralık değil tamamen açık tutmak gerek. İçeri her kim girerse girsin öylece sevmek gerek. Bir başkasını sevmeden önce…

Kimse bana nasıl seveceğimi öğretmedi. Kimse bana severken nasıl yaşayacağımı da öğretmedi. Artık biliyorum. Hayat bazen alır lakin verdiğinde hediyesini görebilmeyi de bilmek gerekir.

Ardında sorular bırakmayacak cevaplar verdiğimde ve cevaplar duyduğumda gerçekten seninle olduğumu bileceğim.

22.03.2011 / rustynail

Hayatım ; Hayatım…

Biraz soğuk lütfen..

 

Topuk sesleri ahşap zemini döverek yaklaştı.Bu uzmanı olduğum şey… Bu gün oniki pont giymiş. 52 kilo ve 12 pont ancak bu sesi çıkarabilir ve regl değil. Ama gerçekten çok sinirli. İçeri girdi ve koca kapıyı çarptı. İrkilmedim , gerçekten sakindim; yere düşmüş bakışlarımı yüzüne çevirdim. Ne istediğini sorar bir ifade yoktu bu sefer yüzümde. Ne istediğini biliyordum. Yorgundum ; biraz susuz ve yarı tok. Karşımda doping almış bir amazon kadınıydı , aslı görüntüsüne tezat. Ruhunu burkmuştu bana koşarken; ince narin ayak bilekleri yerine. Benimle aynıydı aslında ben yola gözlerinin renginde misketler saçtım. O ise çizilmiş plak bir koydu gramofona. hayatım ; hayatım dedi. Sanki sanki seslenir gibi , sanki satın almış gibi. Sonra bir solukta üç yahut dört cümle ile kesti basımı. Bakışlarım yere düştü yine , yeni ve yeniden. Sebebi görüntüme tezat , aslı suretimle aynı babadan olma..

07.04.2011 / rustynail

~~Sen’de Korkma~~

Biraz Hiss Lütfen…

 

Hayatım… düşünme şimdi…Kartlarını aç ve ne oynayacağına karar ver…Nasılsa hala oyun oynuyorsun

Şiiii…. Sakin ol ve omuzlarına öpücükler konduran adama izin ver… O burada yanında olacaklardan biri.

Ben gözlerimi kapıyorum ve seni sadece ağladığında duyuyorum.

Ben korkmuyorum…

Artık geri kalan için zaman gerekeni yapacak. Bu hayatta seninle ilk karşılaşmamızdı. Ama bir daha karşılaşacağız. Bunu ikimizde biliyoruz.
Bil diye söylüyorum. Ben korkmuyorum. Ben biliyorum. Neler olacağını biliyorum.

Özür dilerim. Tüm korkuların için ve geri kalan herşey için.

25.05.2011 / rustynail

VE İŞTE BAŞLIYORUZ…

Biraz Sus Lütfen …

 

~Sen gittin oğlum. O yüzden sus şimdi , aşka dair hiçbir cümleyi kurmaya hakkın yok.

~Öyle kırgın öyle üzgünüm ki bu sabah rüzgar esmiyor , soğuk üşütmüyor , kuşlar ötmüyor ve hayvanlar ölü bakışlar fırlatıp terk ediyorlar benim diyarlarımı.

~Bir tek silüyetin kaldı bana. Kim neylesin aşkın , sevgiliden uzak , atıl , kaba saba , nemrut yüzünü. Özgür değilim her ne kadar haykırsam da , sıkışmış kalmışım bir tarafta sen bir tarafta dünya.

~Kaç bakalım Rusty , kaç bakalım. Kalın hayat bölen çizgiler üzerinden , hadım edilmiş iğdiş topraklara , kaç hadi bakalım.

07.02.2012 06,45

 

~Hadi gülümsetelim birbirimizi ; ihtimaller bile beni deli ediyor.

08,02,2012 06,45

 

~~~~~~~~~~~~

~~Bir Seraph Diz Çöktü~~

Kanatlandır beni kadın.
Tüm bu gölgelerin üzerinden uçup;
Aşkın diyarlarına taşıyayım seni ,
Zamanın olmadığı ,Tanrı Lütfu.

Bir tek sen kandırabilirsin bu zihni.

Tüm özlerin içinden özümü sana uzatıyorum.
Bir dizim yerde , başım öne eğik ,omuzlarım dik.
Tut elimden , kes soluğu.
Haricinde kalan her duyguyu yaktım ben.

Sus Lütfen…
Konuşursan , düşerim.

Kabul ediyorum…

Ben;
Uzak duruyorum.
Kaçıyorum.

Bütün gücümü senden alırken;
Sana karşı koyamıyorum.

04,02,2012 21,30

 

~Sayfalar dolusu çalakalem yazabilirim. İçimde öyle birşey var ki sayfalar dolusu susturuyor beni.

~Sen yoksun ya ırzına geçiyorum tüm sözcüklerim. ben yarayı dikiyorum , sen aradan sızıyorsun Ufaklık. Kaç litre aktı , akacak…

~ Rahatlamaya ihtiyacım var. Şimdi hepiniz susun lütfen bu gece en karanlığınız benim. Ben senin Paslı Çivinim.

11,02,2012 19,45

 

~~Bak Ufaklık Karabasan Geliyor ~~

Biraz Sessiz Lütfen…

 

Birazdan bir karabasan gelecek.Yolunu gözlüyorum. Çok uzaklardan değil hemen yanı başımdan gelecek. Ve gelecek güzel geçmeyecek.

Karşımda karşımın karşıt zahiri sözleri , küçük çocukların hayallerini yıktığı gibi kırıyor pruvası kızıl buz denizimi.Düşünemiyorum aralarda gözlerim yola kayıyor , gökkuşağının üzerinden altın dolu kübe kayar gibi. Ne kadar uzaksan o kadar güzel diyorum, lakin biliyorum. Hemen yanı başımdan senden kaçamayan yanlarıma yola çıkıyorsun.

Hissediyorum ve en pahalı mağzalardan ölümlerden ölüm seciyorum.Birazdan geleceksin ya.

Karşımdaki ağzıyla ayak seslerini taklit ediyor.Dalga geçer gibi… Gözleri bana benzer silüyeti aklımdan uçuk bir adam. Biraz daha kara koysa işin içine tıpkı ben , biraz yeşil koysa tıpkı sen.

Git Çocuk bu diyardan. Git Ufaklık yanı başımdan.Birazdan gelecekler biliyorum. Birazdan yine gelecekler bana. Çok ses çıkarmadan. Karşımdakine gözükmeden , karabasan gelmeden ; gizden ışıyanın gölgesi gibi git. Kırmızı kırmızı küçük adımlarla , yemyeşil diyarlarına , ak gökyüzündeki bulut tarlalarına basarak git.

10,02,2012 20,25

~~Okuduğunda Söyle de Gideyim~~

Biraz Gitme Lütfen..

 

Susuyorum şimdi…

“böyle bayır aşağı bir yerden hep beraber iniyoruz çok kar var ayaklarım kayıyor senle konuşurken elimi havaya kaldırıyorum sana dogru uzatıyorum senle düşmeyeyim diye tutuyorsun yani dengeler gibiyiz birbirimzi hava çok kapalı karşıda bulutlar , sanki ama kara kara bulutlar karanlık gökyüzü alacalı o ne diyorum birşey görüp gökyüzünde sora diyorumki a elimizin yansımasıymış hani ellerimiz havada birbirimizden destek alıyoruz ya işte sanki onun gölgesi karşıdaki o bulutta o kapalı havada gözüküyor garipti işte öyle birşey ama çok net gözüküyordü böyle tam gölge gibi okudugunda söylede gideyim.”

Beni bekliyorsun şu an tam da şu an bir şubat öğlen üstü saat 15.26 hiçbir şey söyleyemiyorum. Biliyorum bir şey söylersem gideceksin. Susuyorum kana kana . Susuyorum kara kara. Ve tam da şimdi gidiyorsun izliyorum uzaklardan. Kulağımda tam da şu an dinlediğin parça. Hiçbir şey söyleyemiyorum.

“söyleyeceklerimizi söylemiştik sevmesen de hoşçakal”

19.02.2012 / rustynail

çürük yer…

burada hava karanlık ve bulutlu.
burada hava hep karanlık ve bulutlu.
durmaksızın siren
ve hep kırmızı ışık.
panik ete geçen tırnak
panik yaradan sızan kan.
korku tırnaklarında kalmış dna parçaları
tutsaklık ahmaklıktan kaynaklı
bir şizofreni.

endişe karanlığı
öfke bulutu doğurmuş…
hep bulutlu ve karanlık.
irinli bir hastalık,
tiksinti doku bir bakış burası…

ve yalnız kalacağın anı kollayan
ölüm
bırakmış kokusunu
sevişeceğim bütün tenlere…
pusuya yatmış beklemekte.

/s.
31.03.2015 – demincek. bu pislikleri dinlerken kusuldu.

 

https://www.youtube.com/watch?v=pSopIz9Yxj8

çorak…

Zaman yüksek bir uçurumdan aşağı dökülen bir şelalenin hızında aktı, gitti. Şimdi zihnimde boğuşmak zorunda olduğum boğulmaktan kurtarılmış bir kuraklık var.

Etkisini hızlı gösterdi. Eskiden bakımlı güzel bir bostan olan zihnim, şimdi bir çöl. Kumların arasından doğmaya çalışan her filiz önce susuzluğu tadıyor sonra çekirgeler onları harap edip genelde öldürüyor.
Susuzluk fikrimi kuruttuğundan ve topraksı kumu tutacak bir şey kalmadığından mütevellit sık sık erozyon oluşmakta. Ve sık sık milyonlarca ton tozlu düşüncelerin altında kalıp boğulmaktayım.
Çöl hayatı zor ve çetrefil. Geceleri buz soğuğu… Gündüzleri kor sıcağı… dayanılacak gibi değil. Hal böyle olunca bütün yaşam zihnimi bir anda terk ediyor. Ta ki yeşil hiçbir şey kalmamacasına çekip gidiyor her şey… Geride; taşların, toprağın ve kumun zamanla söyleştiği bir türkünün, bitmez tükenmez bir bekleyişi konu alan uzun bir şarkının ezgileri kalıyor.

Ayaklarım kuma gömülü geçişini izledim yılların. (Zamanı bu denli bölmüş olmasam kısalığı konusunda farklı hisseder miyim?) Neyse ki artık burada yalnızım. Sadece kumlar ve taşlar. Ve düşünmek için uzunca bir zamana sahiptim. Fakat bir süre sonra sessizlik beni delirtiyordu. Uzunca bir süre dinledim. Sadece taşların mırıltıları. Yaşanması muhtemel hayatların havada kalmış, gerçekleşmemiş imgeleriyle çölde bir başınaydım. Dinledim; kalp atışlarım… Dinledim; kanımın damarlarımdan geçerken çıkardığı ses… Dinledim: hücrelerimin bölünürken çıkardığı birbirinden kopma sesi.

Neden sonra anladım ki; çölümde, yaşama dair tek şey, kendim dediğim şeyin bozuk bir yansımasıydı… Kalbim dört kere daha attı. ve sonra durdu. Yere düşerken bir düşünce zihnimde belirdi. Zihnimde kendimi gördüm. Çölümün ortasına diz çökmüşüm. Çöle teslimim ve körkütük mutluyum. Ağzımda kum tadı.

Dilimde zamanın sonsuzlukla söylediği eski bir türkünün ‘bitmeyeceğini bilmek’le alakalı ezgileri dönüp duruyor. Ellerimin arasında bir bebek var. Onu göğe kaldırıyorum. Rengi geri dönüyor sepya olan her şeyin. Çoraklığın renginden arınıyorum. Ben ağır ağır kabaca oyulmuş bir heykele dönüştükçe bebek güçleniyor. Onun enerjisiyle yıkıma, erozyona ve çürümeye maruz kalmış zihnim kendini onarıyor…
Çekirgeler geldikleri gibi gitti. Su eski kaynaklarından kafama dökülüyor. Kalbim kaldığı yerden devam ediyor.
Artık daha güçlüyüm.

Sylvan.

 

~~Bir Gün Yeniden~~

Biraz Hiss Lütfen …

 Bak derimin üzerinde çürümüş toprak kokusu.

Bak göğsümde kaç kılıç yarası.

Bak ellerimde kaç yılların nasırı.

Bak gözlerim uzakların yarını.

Bak dişlerimde hırsın sızısı…

Vicdanın sesini işiten kulaklarımı kestim ben bugün. Duymuyorum… Gözlerimi ufka diktim bugünü görmüyorum. Kılıçlarımı göğe kaldırdım ve derin yedi nefes aldım. 

Orpheus Alnıma kendi eliyle yazdı ;

“Kendini Bil”…

Hodan otu benim kanımla suladığım topraklarda yetişir.Ve şimdi ben;Çivit mavisiyle boyuyorum etimi. Zırhımı çıkardım kalkanımı bıraktım. Bir ben varım bir de ellerimde ;Sırattan keskin Hades’in cevherlerinden Ares’in kendi elleriyle dövdüğü telkari işlemeli Rolandlar’ın başlarını gövdelerinden ayırdığım kılıçlarım. O kılıçlar ki suyu Adn Cennetinden , O kılıçlar ki ateşin yalım yüzü; Tayfları arşdan cehennemin dibine indiren Erynnileri kıskandıran , Ossian denizlerini yaran Akropoldekilerin yüreklerine korku salan kılıçlarım.Ben o kılıçlarla şimdi sizin vadilerilerine iniyorum.