Günlük Arşiv: 25 Mart 2015



öfkeliyim… şimdibi başlasam duramayacağım biliyorum. o kadar küfüre ne sayfa yeter ne çene. parmaklarım kanar sikmek fiilinden yeni cümleler türetirken biliyorum. en küçük hücresinden kulağının arkasına kadar. tanıdığı bütün biyolojik oluşumlara kadar. kadın erkek ayrımı yapmadan. bütün eşitliğim ve bütün adaletimi kullanarak. yaşadığı gezegenden onun içinde bulunduğu galaksiye kadar. sevdiği ne varsa küfürle kutsamak istiyorum onları. (hoşlandığı ne varsa, ne yapmayı seviyorsa. ölüsünü, dirisini, anasını avradını, gelmişini geçmişini, soyunu sopunu…) bi başlasam üç dört gün uzunluğunda küfürler yazacağım biliyorum. bugünden başlayacak söylemesi teee üç gün sonra yatsı ezanına kadar uzanacak. sabahçıların ağızlarına düşenece, sokaklarda haylaz çocuklar onlardan tekerleme yapana değin […]

küfürlü şiir… (subliminal)


“anne” dedi çocuk… “bak uçuyorum” “hemen in ordan. insanlar uçmaz…” indi çocuk. akşamında; “baba” dedi anne. “oğlumuz uçuyor galiba.” “olmaz öyle şey.” dedi baba. “söyle insin ordan.” bir ara; “uçma oğlum.” dedi baba öğüt verir gibi. “insanlar uçmaz.” başını okşadı çocuğun, bağrına bastı. çocuk tamamen zemine alıştığında bir gün; “hey çocuk” dedi tanrı. “artık uçmuyor musun?” “artık uçmuyorum.” dedi çocuk. “insanlar uçmaz.” üzüldü çocuğa. 25.02.2014

kurallar…




kimi insan var boş boş parıldayıp duruyor. kimi var sadece bir yansıma… kimisi 60 lık ampul kimisi ise aydınlık yerlerde çektiriyor profil fotolarını kimisi geceleyin sokak lambasının altına sığınıyor bazı insanlar var ‘aydın’ bazıları gençliği ‘aydınlık’ görüyor. bazı aydınların götüne ‘florasan’ saplanmış gibi sadece arkasındaki ışıktan faydalanıyor. kimisi var ışıldamak için önce iyi bir yanması gereken. s.

ışıklı şiir


… ölüm karanlık deliğinden bir kez daha çıktı. bu kez bir hayvanın bilinçsizce çağrısıyla. dişlerinden akan nefret salyaları şeffaf plastikten süzülüyordu… ve onun çağrısı kadar kötü kokuyordu… kapsül… “bugün sözcüklerin yatağı belli.” dedi ölüm. “hepsi tek bir noktaya akıyor. ve bir denizde birleşiyor. gel benimle çocuk. seninle bu karmaşadan uzak bir yere gideceğiz.” hayvan ne yaptığının bilincinde değildi. bilinçli olsa hayvan olmazdı bakakaldı ölümün elini salçalı ekmeği sıkıca tutar gibi tutan çocuğa. ne yaptığının bilincinde değildi… bilse hayvan olmazdı. “peki ya şimdi ne olacak?” dedi birisi. “merak etme” dedi ölüm. “onunda bir sırası var.”En çok kullanılan etiketler arasından seç hem […]

kapsül




1958, dünyada bir yer. Son sayfa… (İki tarafında ağaçlar olan asfalt bir yol. Pikap tarzı bir kamyonetin kasasındayım. Sabah saatleri. Sıcak fakat sis var. Bunları yazıyorum…) Evet. Yanlış okumadın Isabel. Bu son sayfa. Başka olmayacak.  Keyifle mi yoksa üzüntüyle mi okudun bilmiyorum. Ama artık sona geldim. 10 yıldır sana yazdığım her yolculuğun, her güzel anının, her hatıranın bitişi bu sayfa olacak. Defteri kapatıyorum… Biliyorsun ki savaş her şeyimi aldı benden. Genç, hayalleri olan bir adam olarak katıldığım ordudan yaşlı, umutsuz bir adam olarak ayrıldım. Savaşlar gördüm. Savaşlar verdim. Birkaç gerzek daha zengin olsun diye insan öldürdüm. O gerzekler daha rahat […]

isabel’e mektuplar – son mektup




yüzümde gerçekliğin sert çarpmasından oluşmuş yaralar var. elmacık kemiğim kırılmış. burnum yamuk. gözümün biri yerinden oynamış. artık sağa bakıyor. zemine yapışık suratım taşla kafam arasında kabaca böyle görünüyor. gözümü kırpıyorum. kirpiklerim taşa sürtüyor. elimin altındaki taşın pütürünü hissediyorum. o karıncalanma hissini… düştüm… öylesine yükselmiştim ki, böyle düşsel bir enkaza çevirdim suratımı. gerçekliğin tadını ve acısını unutmuştum. son dönemler saçlarımın arasında hissettiğim rüzgar yerini kana bıraktı. aktı… kendine taşta yol çizerek ve ardından kırmızı izler bırakrak… izledim. göz akımda taşı hissederek. ve sağlam gözümle izledim. düşteydim… uyanmayı istemediğim ama zorla uyandırıldığım bir düşteydim. düşüyordum. ruhumun öte alemden buraya geçerken aldığı çizikleri […]

eksilmeye dair