öylesine yapılmış bir götlük.

Gerçek bir hikayeden. Yer. Galata kule dibi. çay bahçesi.
– tuvalet için nereye gitmiştin kanka?
– hemen az aşağıda bir yer var.orda. ama ikinci tuvalete girme.
– neden? çok mu pis?
– tuvalet kağıdı tamamen ıslanmış. ve sıvı sabun yok.
– …
– ben ıslattım. sabunu da deliğe döktüm. 50 krş. olur mu dedim. olmaz dedi 50 liramı bozdu piç.
– hmm. bozulan para çabuk biter. haklısın.
– sen 1. tuvalete gir. o düzgündü. geçerken baktım.

~~Şimdi Biraz Yavaşla~~

             Biraz Hiss Lütfen…

           Cansız… Herşey birbirinin silüyetinin tekararı. Açık camdan gelen çocuk sesleri. Hepsi birer klon. Senin de canını acıtmıyor mu(!)

         Hadiiiii, yapmaaaaa… Seviş benimle… Neye ihtiyacın olduğunu biliyorum. CrossingOver… DEĞİŞ, CANLAN, yeniden doğ, YENİ’den doğ, ANLA… DÜŞÜN… Düşüm, düşlerinin, düşlerimin , gerçekle anlamdaş olduğu zaman-mekanlar… Hisseet beni , hisset toprağı. Ve bilirsin aslında sen, kadınlar  karnında kaç avuç toprak taşır.

          Yüz sür toprağa.

          GÖR… KOKLA… DOKUN…

      Değiş, hala yıldızların altında ve de  üstünde dünya. Evet biliyorum. Çok zor geliyor adım atmak. Ama anımsa bir adım daha atabilseydi, Rilke , Kafka yada Novalis derin karanlıkları mutluluğa dönecekti.

       Şimdi biraz yavaşla.. En hızlısı değil, aslında en yavaşı olabilmekti erdem ve bu yüzden önce ölendir erdemli olan, kötüdür kazandığını sanan. Şimdi gülümse benimle…

           GÜL , GÜLÜMSET, HİSSET… Sizi Seviyorum…

seyirme / 15610

aklımın ücra bir köşesinde başlayan soğuk ve yağışlı hava dalgası kalbimi ele geçirdi. dokunanın etine yapışıyor. ve soğuk ondaki tüm hisleri dondurdu. ne kedimi seviyorum ne de başka bir şeyi. artık ayaklarım daha soğuk. sakallarım buz tutmuş. ölümün dokunuşu gibi soğuk bir şarkı yapışmış dudaklarıma, tadını almaya çalışıyorum dilimin.

hiçbir şey hissedilmiyor, gözgözü görmez hisler arasında.
soğuk bir selamın başında eriyor kalp ve elvedasız bir terkedişe genleşiyor.

pornografik gözyaşları terli hislerin üzerine çöreklenmiş…

konuşuyoruz, soğuk bir sohbet. bir çayırın donuk çimlerine oturmuşuz. ağzımdan çıkan buhar mı yoksa ganja dumanı mı hatırlamıyorum.

‘soğuk ve yalan birbirinin aynıdır. ve gerçek patlamalarla sonuçlanır. çoğu zaman…’ diyor yanımdaki gölge.

‘siktirtme felsefeni’ diyorum. ‘öyleyse git patlat kendini… soğuk ve yalancısın’.

/çizgi…
yüzündeki ifade, mecazi kapının bir daha asla açılmamacasına kapanışıyla birlikte, gittikçe yüzüne gömülüyor.
bir kırışıklık olarak kalacağım onun yüzünde. yaşlandıkça suratının ortasına oturan kötü bir anı…
 
aklına geldikçe canını sıkan bir çizgi.
hayalden gerçeğe doğru uzanan bir çizgi.
onunla aramdaki kesin çizgi…
keskin ve hatırladıkça lobotomi etkisinde çizikler açacak kadar sivri sözlerle süslenmiş…
ince bir, hat… 
neyse… unutmamak için söylenenlerin üzerini çizeceğim… ve yaz kapıda… yalanları da söylenmemiş sayacağım…

 

sylvan

17a870d838bb0c3fb5cb20689c98d80b

novak / rapunzel

Buenos Aires de Bir otelin 23. Katındaki odalardan birinde…

I.
Ölü beyazı ten
Yıpranmış çiyan sarısı saç
Dağılan ağız
Kusulan diş
İrili ufaklı karagri bakış
Damaktaki keskin kırmızı tat
Boğazdaki koca yumruk
Küflü pençe
Eski püskü elbise
Eciş bücüş düğme
Eğri büğrü ilik
Yırtık bilek
Soğuk sivri meme uçları
Paslı soluk
Ayva göbekten gelen nefis çığlık
*
*
*
II.
Çatıdan zemine çakılan beden
Kirli
Terli
Çimleri sulayan koyu kırmızı sıvı
Parçalamış çıplak ayak parmakları
Altısı dolgulu üçü çürük
Otuz iki diş
Betona savrulan mısır püskülü saç
Koparılmış soğuk sivri meme uçları
Donuk kara gri bakış
Uzun ince ısırılmış boyun.
Kırbaçlanmış beyaz ten
Kızarmış sırt
*
Şehvet…
*
Yerin iç çekişi
Göğün görmeyişi.
III.
kafada kötücül fikirler
koridorun sonundaki odada biri
gergin beyaz yatak çarşafına oturmuş
uzun sarı saçlarını tarıyor
sanki hiçbir şey olmamış.
yüzünde yorgun gülümseme
“sonunda bitti… ifadesi
çenesindeki çukura yerleşmiş
bir kadın
kafsonda kötücül fikirler
beyaz çarşafa elinden bulaşan kan
yere düşen bıçak
koltuktaki son ceset
göğsündeki deliklerden kan sızan
pahalı bir takım elbise
geriye düşmüş baş
boşlukta sallanan kollar
“sonunda bitti…” ifadesi
alnındaki son deliğe yerleşmiş.
son odada
kafasında kötücül fikirler
karmaşık planlar
boynundan kasıklarına akan öldürme arzusu
gergin beyaz çarşafa oturmuş bir kadın
uzun sarı saçlarını  tarıyor
yüzünde yorgun bir gülümseme
“sonunda bitti..” ifadesi
betondaki çatlağa yerleşmiş.
Naz Kablan – Sylvan Clownson

MONITOR MOMENTO

 

bilinç kendini aradığı yolculukta bir an’ın tozlu bir köşesine oturmuş ve kendinden geçmiş. kendine yakıştırdığı ismiyle ‘insan’ denen bilinç binlerce yıldır deneyimlediği felsefeleri ve hayatta kalma yeteneklerini kullanarak şimdiki haline bürünmüş. modernizm onu değiştirmiş. bir nevi tüketmiş. bağlarını kopartıp çürük ipleri bir kenara tükürmüş… 
ve bu şey olması gerektiği şeyden yeterince uzaklaştığı anlamına gelmekte…
anı yaşamaktansa (ki bu ‘yaşamak’ genelde kendi seçimi olmayan, dikta edilmiş şekilde bir yaşamaktır)  oradaki hapisliğinin farkına varmış ve zamanla birlikte hareket eden hücresinde geçen zamanı izlemektedir. müdahil olamayacağını bilir. olsa bile değiştiremez. bir şeyleri değiştirmeyi başarsa bile akıştan kaçamaz. geçmiş ve gelecek arasına sıkışmıştır. bütün ihtişamına rağmen akıntı onu olması gereken yere sürükleyecektir.
ve ‘baskı’ farkında olanları (yani baskıyı ruhunda hissedenleri) olanca gücüyle sıkmakta. sıkıyor. sıkacak.

bu sıkışmışlığını onu izleyerek anlamaya çalışmaktadır. bilinç hücresini farkettiğinde onu duvarların arasından çıkartacak şeyleri aramaya başlar. küçük bir aralık bulduğunda ise sonsuzluğa fırlayacak…
ve artık her şeyi birbirine bağlayacak zincirin ilk halkası kendi hücresi olacaktır. sonrası derin bir unutuş, hislerin yer değişmesi gereksiz yüklerden arınma ve özünde olacağı şeye ulaşmaya çalışmaktadır: salt insan
sadece olması gerektiği kadarı…
gereksiz hislerden, arzulardan, isteklerden arınacak… o artık ilk biçimlendiği şekilde, savaşlarla vahşileşmemiş, siyasetlerin yalanlarıyla özünü yitirmemiş, teknolojiyle kirlenmemiş, toplumların getirdiği lüzumsuz yüklerin altında ezilmeyen bir zerreye dönüşecektir. ve saire.
Zerreydik, şimdi toza döneceğiz…
insan denilen yıldız tozu hangi evrenin neresinden geldiğini öğrenmeye çalışıyor. ‘Monitor Momento’ ilk adımı atmanızı sağlayacak kas gücünü size verecektir.
Monitor Momento modern insanın yıkıma giden yanıdır.  tepkisizliğin sert duvarlarıyla çevrelenmiştir.
 özü bu…