Byzantian (Byzantian)

Dışarıdan geldiğimde üzerimdeki kıyafetler tamamen ıslanmıştı. Ve kan… elimdeki bıçaktan yere damlıyordu. İşte ilk hatırladığım şey…  Öncesine dair bir şey yok. Belki…

(Boşver. Belki hatırlamaman daha iyidir.)

Hatırlamamam daha iyidir diye düşündüm. Fakat aklımdaki soru işaretleri birer çengel misali beynimin kıvrımlarına saplanıyor canımı yakıyordu. Öncesi karanlık. Ellerimi vücudumda gezdirdim acı hissetmiyordum. Ve kendimi teskin etmek için düşünüyordum…

(merak etme o senin değil…)

Bu küçük sakinliğe rağmen rağmen halen havada asılı duran ‘?’ lerine takılıp kalmıştım… gözümün altındaki morluğun sebebini düşüşüme bağlıyorum. Düşüşümü ise ayaklarıma bağlayıp  ayaklarım havada asılı kalmış olmalıyım. Hayır böyle değildi. Banyo, evet hemen banyoya gittim.

(Artık uyuşturucu kullanmıyorum.)

Banyoda kıyafetlerimi çıkartıp kuru bir şeyler giyerken sol göğsümün altındaki açık yaradan süzülen kanı hissettiğimde kendi kendime içerlemiştim. Hani benim değildi?

(bıçaktan bahsediyordum salak. ben yaralarla yaşamaya alışkınım…)

Sus… bana kendimi anlatmaktan vazgeç.

Bıçağı lavaboya bıraktım, temiz bir havluyla yaranın üzerindeki kanı silip aynadan yaraya bakıyordum. Kalbimin olması gerektiği yerde büyük bir boşluk oluşmuştu. Yaranın çevresini saran kan pıhtılaşmıştı. Ve gariptir hiç canım yanmıyordu. Parmağımı boşluğa sokup yarayı genişlettim; acı yok. Üzerini acemice sarıp otuma odasındaki kanepeye uzanmadan önce düşünüyordum; peki bıçak? Bunu Ben yapmadıysam elimdeki bıçak da nereden çıkmıştı?

(Peki… madem detay istiyorsun dinle o zaman…)

Seni dinlemeyeceğim. Sürekli zırvalıyorsun… sen…

(onu bizanslı bir fahişenin kalbinden söküp aldın. bıçak keskindi… fakat kalbi öylesine körelmişti ki kadının… hiçbir şey hissetmeden oracıkta öldü. bütün yaşadıklarıyla birlikte o taş evde bıraktın onu. boşa harcanmış bir hayatın paraüstü olan 2 bakır sikke onun ölü ellerinde sımsıkı tutulmuştu… onları oradan alıp gözlerinin üzerine bıraktın…)

Evet… hatırlıyorum. Bu bıçağın hikayesi. Peki kalbim?

(Neden bu kadar çok soruyorsun? Onu şeytana sattın.)

Ruh değil miydi o?

(hayır… ruhunu bir fahişeye verirsen kalbini şeytana satmak zorunda kalırsın.)

Haklısın.

(evet… ikimizde… )

 Sylvan

bi’şey

yeni yıl eski yıllar ve gelecekteki belirsiz yıllar… başından beri değişmeden devam eden yaşam… bitmeyen koşuşturma, sonsuz savaş. sonsuz yineleyiş. sonsuz başlangıç çizgilerini yüzüne yapıştıracak zaman…
sonsuzluk, yarın kadar yakın. sonsuzluk içinde olduğunu anladığında var olan, içinden çıktığında sonunu bulduğun bi’şey. yani yok bi’şey.

ve zamanın akışı
ve akıştaki debelenme ya da başını zamana gömdüğündeki boğulma hissi, zamana karşı yapılan anlamsız savaş. öldüğün anda kazanacağın, kazandığın anda her şeyin sona ulaştığı ve yahut sonsuzluğa… karıştığı(n)(acağın) (belki) (yine bir yineleme.)
bu da bi’şey. ama yok.

ve …mışlık hissinde hissizliğe karışıklığın. beynindeki sinyaller. yanıp sönen ve durmaksızın siren sesleriyle şakaklarında patlayan bi’şeyler gibi şeyler… hem bir taneler o şeyler
ve sen yine aralığındasın 31’in.
evet bu da bi’şeydir.

tarih bizi gömmeye çalıştıkça bir sivilce kadar gerekli ve anlamsızca gururlu yükselişimiz… aptalca bir başa dönüş hikayesiyiz sadece ve aptalız. her boşalma sonrası dünyaya boşalan boş şeylere dönüştük.
bu kabul edilir bi’şey değil.

yok mu olsak?