Aylık Arşiv: Şubat 2016


(görebildiğim çok az şey var. bir ağacın gölgesindeki bir bank. ve… diğer her şey bulanık. bankta bir adam ve bir kadın. gerçekte öyle bir bank var mı? kadınla adam orada mı? gerçekten konuşuyorlar mı bilmiyorum. her şey belirsiz. sadece dinliyorum.) +söylesene nasıl olmuştu? – efendim? + nasıl oldu da biz buraya kadar öldük? – başlangıcını unuttum. eskiydi sanırım. bir sokağın köşesinden dönen kadın sendin. + elinde rengarenk şekerler vardı. çocuklara dağıtıyordun. – o ben değildim. bir şenlik vardı… oradaki palyaço’yla karıştırıyorsun… + sen palyaço değil misin? – Hayır… cadde manzarasının arka planındaki sana bakan adam… o benim. + evet. öyle olmalı… gördün mü? iyice […]

nasıl oldu da biz buraya kadar öldük?


Uyku sarhoşluğundayım ve geçmişten imgeler zihnimde dönüyor. ve gerçekler… İnsanlar, mekanlar, kokular, hisler birer birer beynimdeki boş yere oturup kendi şeklini oluşturuyor. Onlardan birisini çimdikliyorum. Bağırıyor. Uykuda olmayışım kadar gerçekler. Sisli gerçekliğin arasından salınarak geçişini izliyorum. Gerçeklik taş bir sokağa dönüşüyor. Asfalt kokusu inip zemine yapışıyor. Isı gökyüzüne yükselip güneşi ekliyor hayalsi manzarama. Hayali güneşimden göz bebeklerine yansıyan ışık kadar canlı, oturduğum kaldırımda, yanımda esneyen kedi kadar yaşam doluyum. İçime dolan his, henüz netleşmemiş yüzünden yansıyıp sese dönüşüyor. Kalbini duyuyorum. Sırtımı yaşladığım duvarın soğuğu sıcağı kırıyor. Çünkü sıcak. Taş sokağın ortasında bir sarılıştaki  ‘özlemişim…’ kadar sıcak… ve hepsi gerçek… Gerçek […]

yanlış hatırlanan bir ayrılışın zihne çarpık yansımasının hikayesi