Aylık Arşiv: Nisan 2017


daha gidesi yutkunduğu hisle tükürüğe karışık ben, burda kalası ağır basık dizlerinin üzerinde. ve zamanla acıyor kemik. hislerimi yuttum yutalı, daha bir mideme doğru göçüyorum. bir kötü etki dudaklarımda. mor dudaklı ve yalancıyım. hileli zarlar parmaklarıma yapışık. kandırıyorum fakat sindiremiyorum kendimi. uykum göz kapaklarımın ardına zincirli çalmasınlar diye sıkı sıkı kilitlemişim. geçmesin diye ağır ağır sayıyorum zamanı. gidesim artık bağırsağımdaki hisle boka karışık ben… kalasım ağır basık. ve zamanla acıyor kemik. /s. 17294  

diz kapağı


ACI LİMİTİ Sylvan Clownson   Part 1 Bay Ölüm. Birkaç saat önce evine sızıp, onu büyük evinin salonunda bulunan, şöminenin önündeki doğalgaz borusuna sol bileğinden kelepçeledim. Şöminenin karşısındaki kayın ağacından yapılmış, antika olduğu anlaşılan koltuğa oturmadan önce gramofona Vivaldi’nin Le Quattro Stagioni’sini taktım… Müzik, pencerelerden büyük salona giren sonbaharla uyumlu. Yaylılar, yağan yağmura ve bahçedeki ağaçların yapraklarından gelen hışırtıya eşlik ediyor. Buraya kadar gelmişken böyle bir keyfi kaçırmak ahmaklık olurdu. Komidinin üzerinde duran kristal şişedeki bourbondan bir bardağa özenle doldurup bir yudum aldım. İçki, boğazımu yakarak mideme inerken onun ayılmasını bekliyorum. Bıçaklarımın dizili olduğu çantayı açarken aniden kendine gelip bağırıyor. […]

ACI LİMİTİ


su bulmak için umutsuzca derine uzanan kökler, kuru toprağa açılmış kara bir delik. sevilerek alınmış, süslü bir saksıda unutulmuş, bir bitkinin susuzluktan ölümü…   ve kuru toprakla dolu bir saksının balkon demirinde yıllarca bekleyişi gibi anlamsız adeta üşenilmiş yaşatılmaya. gösterilsin diye kafese kapatılmış hayvan gibi içindeki avlanma isteği tembelliğe teslim. pençeleri beslenme saatini beklerken bir esneyişle körelmiş.   aynı kafese kapatılmış bir insanın yıllar sonra göğü özgürce görmesi gibi. mutluluk da değil, mutsuzluk da. bu olsa olsa bir boşluk.   /sylvan

bu olsa olsa bir boşluk…



Balkondayım. Bir şeyler yazabilmek adına yamalı koltuğuma oturmuşum. Sonra oğlum geliyor. Dınk dınkı* aç. Ne yapacağız dınk dınkı? Kuş yazalım. Tamam başla o zaman. Ne yazayım? K yaz. K hangisi? İşte K bu… sonra ‘U’ sonra ‘Ş’ de burda. KUŞ Ne yazıyor orda? Kuş yazıyor. Hadi bir daha yazalım. Bu sefer sen yaz. K. K nerde? … KUŞ Sekiz yazalım. Bitane de 9 9 Mavi sekiz yok mu? Var ama uzun iş. O zaman. O zaman, bi tanede KOOOCAMAN 8 8 Neden kuşlar çıkmıyor? Sonra anlıyorum ki; şu an kanatları onun tüm göğünü kaplayan, dünyanın en hızlı plastik atının üzerinde, […]

KUŞ


durağan boş karanlık dar, oyuğundaki sürüngen. ışıktan yoksun. derisi, kanı, elleri soğuk varsa bile ona ulaşmayan faydasız güneşi ölük. bütün hislerden arınık ve çıplak. kıyafetten, etten, kemikten ve ruhtan soyunuk. hiçe başlayan hiçe yürünen bir hiçe çıkan yol çoktan yürünük. karaltı aynı saatte. aynı ALARM! sesiyle başlayıp birinin geçmişine küfürle biten her gün gün boyu süren sonsuz iki çizgide, saate, güne, haftaya, yıla sıkışık… günah, yasak, baskı çevrilen diğer yanak. fakat o da mor. yine aynı hata. iyi olmanın dayanılmaz çözümsüzlüğü bu kez sert bir yumruk çeneye inen gözde çakan ışık dişler kırık. ruhumu siken ilkel benliğim. ateş yakmaya çalışan […]

sürüngenler güneşin ölümüne üzülmezler.