Terliksi

Odanın balkonun kapısına çıkan eşikte bir terliğim var. Bir Terlik. Sağ tek. İçi beyaz yünlü, tabanı yumuşak. Suya dayanıksız, ev terliği. Parkeye bastığında ses çıkartmıyor, yani gece kullanmak için ideal. Eski ama güvenilir bir terlik. Üç haftadır eşini aramaya üşendiğimden onunla balkona çıkıp, sigaramı tek ayak üzerinde içtim. Bazı komşularım yogaya başladığımı düşünüyor. Bana özendiklerini mutfak pencerelerini kapatışlarından anlayabiliyorum. Bir de geçenlerde 64. yaşını kutladıkları alt komşum Şaziment hanımın eşi Naci bey’e homurdanmasından duydum.

“Ben de yogaya gitmek istiyorum. Bak üstteki kiracı her akşam bize nispet yapar gibi balkonda yoga yapıyormuş.”

“Hayır teyze, yoga değil bildiğin sigara içiyorum ben.”

Üç haftadır kış var ve Terliğimin sol teki kayıp. Balkon zemini ıslak ve soğuk. Bütün bu aksiliklere rağmen, böyle şeyler için rutinimi bozmak bana zor geldi. Gecenin üçü, ağzımda sigaram, yüzüme rüzgar vuruyor.  Mağrur ve gururluyum. Dışarıdan kendime baktığımda dinlenen bir leylek gibi görünüyor olmalıyım. Üşüyen sol ayağımı sağ ayağımın üzerine koymuş, dengemi sağlamaya çalışarak sarmayı körükleyip duruyordum. Kimi zaman titredim, kimi zaman ıslandım ama vazgeçmeye niyetim yok.

Sadece geceleri balkonda sigara içiyorum. Son üç haftadır yapmayı en sevdiğim şey bu. Gecenin bir vakti ayağımda tek terlikle soğukta dikilip terliğimin sol tekini düşünüyorum. Yerini az çok tahmin edebiliyorum. Büyük ihtimal kapının hemen yanındaki koltuğun altına kaçmıştır. Sadece eğilip onu iki parmağımla oradan çekip çıkartmalıyım.

Ama gecenin karanlığında kim, pamucakların* olduğu; ki soğuk sıcak dengesinin değişken olduğundan mütevellit nemli, bir koltuk altına iki parmağını sokup tozlu bir sol terliği çıkartmak ister ki? Peki ya gerçekten orada değil de başka bir yerde tozlanıyorsa sol terliğim? Bilgisayar kasasının arkasında, koridordaki çamaşır makinasının rutubetli karanlığında ya da dış kapıya yakın bir yerdeyse? Kahretsin! Boşa kürek çekmekten nefret ediyorum.

Bir türlü aklımdan çıkmıyor. Ya gerçekten dış kapının dışındaysa? Soğuk apartman merdivenlerinin karanlık dünyasında, soğukta ve sol başına ne yapıyordur. Burada olsa ve sol ayağımı ısıtsa terliğim. Eşinin yanında pofuduk bir şekilde dursa.. Ama nafile… Hiç böylesi çetrefil bir dilemmayla karşılaşmamıştım. Sağ ayağım sıcakta ama üzerindeki baskıdan küçük parmağı hasar gördü. Sol ayağım ise sağlığı yerinde fakat üşüyor. Bütün dertlerim sol tekime kavuşmamla son bulacak. Bu rezil duruma artık bir son vermeli ve terliğimin sol tekini bulmalıyım. Fakat hala bunun için bir şey yapmadım.

Yine soğuk balkondan, sıcak odama girdiğimde sağ tekini beni her zaman karşıladığı yere bırakıp masamın başına dönüyorum. Onu masamdan görebiliyorum. Birazdan tabanındaki su parke zemine yayılacak. Peteğin yakınında olduğu için hemen kuruyup sıradaki sigara molası için hazır ve sıcak bir şekilde beni karşılayacak sağ terliğim. Onu seviyorum ama sol tekine ihtiyacım var.

Dün gece artık daha fazla dayanamayacağımı düşünüp sigaramı söndürdüm ve içeri geçtim. Gecenin üçünde yakılan ışık rahatsızlığına katlanarak eğildim ve çekinerek koltuğun altına parmaklarımı uzattım. Gerçekten oradaydı. Yalnız ve tozlu… Parmağıma sarılan bir toz  topağına aldırmadan onu oradan çıkartıp sağ eşinin yanına attım ve masama geri döndüm. O gece başka sigara içmedim. Bu rahatlamayı güzel bir uykuyla taçlandırmak için yatağıma girip yorganı kafama çektim.

Rüyamda ayağımda terliklerim maviliklerde uçuyordum. Sigara yerine ağzımda bir buğday başağı vardı ve elimde az önce red-kit’in bizzat takdim ettiği ödülümü tutuyordum. Tanrım… Nasıl da mutluyum.

Ertesi gün saat 2:25. Gece.

Masamın başındayım. İnce kağıdım, bloknottan kıvırdığım filtrem, kaçak yollarla ülkeye girmiş tütünümü özenle yan yana dizmiş, özenerek sigaramı sarıyorum. Haftalar sonra ilk kez ayağımda iki terlikle balkon sefamı yapacağım. Komşularım yogayı bıraktığımı düşünecek. Ben ise ikisi de ayağımda olduğu için terliklerimi düşünmeyeceğim. Kim bilir soğukta dikilirken aklıma neler gelecek. Belki bir iki öykü çıkartacak konu bile üretebilirim. Çünkü, ay ışığında sessizce dikilip çatılara bakmak, yıldızları izlemek gerçekten iyi geliyor. Çakmağım neredeydi? İşte buradasın… ve artık her şey hazır. Dikkatli adımlarla ses çıkartmadan balkon kapısına doğru yürüyorum. Ayağımı uzatıyorum, parke zemin. Yerdeki nemi çorabımda hissedip ayağımı terliğimi bulmak için kaydırıyorum. Çakmağı bir kez çakıp çıkarttığı zayıf ışık zemini taramam ve terliklerimin orada olmadığını anlamam için de yeterli.

Ev ahalisinden birisi mis gibi bir çift pofuduk terliği orada sahipsiz görünce giyip gitmiş olmalı. Diğer odalarda terliğimi aramak için çok geç bir vakit. Hay aksi! Çaresiz kapıyı aralayıp burnumu dışarı uzatıyorum ve birkaç nefes çektikten sonra, sigaramı küllüğe bırakıp içeri giriyorum. Bu çok tatsızdı…

Buradan eli boş dönmeyeceğim. Üç hafta boyunca o tek terlikle balkonda tünedim ve eşini bulduğum gün terlik kayboldu. Yani bir şeyler tamamlanınca hemen bir başkası alıp gidiyor. Geçenlerde bir dostuma söylemiştim; içinde bulunduğumuz devir her şeye sahip olmak için kurgulanmış bir devir değil. Biz, yani bu boktan devrin gırtlağına kadar borçlu nesli, elimizdekilerle yetinmeyi bilmeli ve sahip olduklarımızdan güzellikler yaratmasını bilmeliyiz. Aksi takdirde hala her şeye sahip olma isteğinin peşinde koşan mutsuz birisi tarafından elimizdekileri kaybedeceğiz.

Sosyal mesajımı da verdiğime göre yarın ilk iş terliklerimi bulup sol tekini ait olduğu yere, yani o nemli koltuk altına ittireceğim.

 

Sylvan Clownson.

 

*pamuklaşmış toz topağı.