Meksika Açmazı

Arch Stanton anısına.

Her paranın üzerinde bir kelle, her kellenin de üzerinde bir para ödülü olduğu zamanlar.
Yer: Vahşi Ortadoğu.

Eski dünyayı yeni dünyaya bağlayan, üç köprüye rağmen iki yakası bir araya gelmeyen, küçük yüzölçümlü bir şehrin yeni dünyaya bakan kısmında bir sokaktaki küçük bir dükkanda çalışıyorum. Bu kasabada yabancılar değil kimse sevilmiyor.

– Hey yabancı! Biz burada sevmeyiz.
– ?
– Biz, buranın insanları açık ve netiz.
– Peki…

Bugün bu caddede acayip şeyler yaşandı.

İşler kötü. Canım sıkılıyordu. Verandada bir burbon fıçısının üzerinde oturmuş, rüzgarda savrulan bir çöl bitkisinin caddeyi koşar adım geçişini izliyordum. Bir anda, üç köşeden, üç silahşör peyda oldu. Pencereden mağazaların yanyana dizildiği cadde bir anda boşaldı. Esnaf dükkana kapandı, ahali evlere kapanıp perdeleri kapattılar. Bütün kasaba yaklaşan büyük kapışmanın gerginliğini sosyal medyadan kedi vidyosu izleyerek takip ediyor.

Annesi onu kolundan çekiştirip eve tıkıştırırken; “Rüzgar Dalır, Fırtına Yuro’ya karşı!” diğer bağırıyor bir çocuk.

“Sus küçük Tomy.” Kadın endişeli. Bu konuda bir şey söyleyeni şerif hemen içeri tıkıyor.

Bütün para birimlerinin arkasında güçlü adamlar olduğu bilinir. Bu durum, para birimlerini kanunun gözünde birer haydut yapar. Ve güçlü adamlar kanunu umursamaz. Onların kendi kanunları vardır.

Şu an Rügar Dalır caddenin bir ucuna geçmiş Fırtına Yuro diğer ucuna. Esnaf fısıltıyla konuşuyor. İçlerinde bu önemli duruma iddia basanlar bile var.

– Dolara asla güvenilmez Jack. Çünkü asla tek başına dolaşmaz.
– Bunu herkes bilir seni ayyaş ihtiyar. Asıl ben sana kimsenin bilmediği bir şey söyleyeyim mi?
– Aynı vasıflara sahip orta zeki insanlarız Jack. Benim bilmediğim ne biliyor olabilirsin ki?
– Böyle yazılmasa bu cümleyi kurabilecek miydin seni lanet ihtiyar?
– Onu bunu siktir et de söyle bakalım benim bilmediğim ne biliyorsun?
– Yuro, aslında usta bir samuraymış.
– Vaay… Kan akıtmayı çok sevdiğini duymuştum. Demek bu yüzden olmalı.

Bu sahne yeni başlamadı. Bu anlattığım sonları. Başta bir Meksika açmazıydı. TLir diye yerel bir kowboy daha vardı ama ilk çatışmada kurşunu bitince çekilmek zorunda kaldı. Şimdi Kilisenin yanındaki sokakta saklanıyor. Çatışmadan canlı çıkmayı zor başardı. Soluk soluğa kendisini ‘kilise aslında bu yazıdaki din vurgusu’ isimli ara sokağa atmayı başarmıştı.

Dalır’ın elinde iki silah var. Birinin adı açlık, diğeri sefalet. Yuro’nun elinde Bir tüfek, adı Güvensiz liman.
TLir’in elinde sedef saplı eski bir tabanca. Adı Gururlu Çöküş.

Hani bunlar haydutlar ya, haydutlar soygunla beslenir. TLir’in, son vurgunu olan şeker farikasından kotardığı iki çuval barutu, boş kovanları, mermi uçları var. Bütün bunlara sahip olduğu halde mermi yapmak yerine onları verip üç beş mermi için tüccarla işaret dilinde yazılmış bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

– Ne salaklık! Bu sadece iki atışlık zaman kazanmaya çalışmak.
– Kızma Jack. Aslında zekisin ama kafan çalışmıyor. Görmüyor musun, adam durumu kotarıyor.
– Durum böyle kotarılmaz ihtiyar.
– TLir’in saklandığına bakma Jack. Sen bilmezsin eskiden tüp kuyrukları vardı ve o zaman TLir efsanevi bir kovboydu. Derler ki, paranın üzerine kelle konulmasının sebebi oymuş.
– Her duyduğuna inanma İhtiyar. En eski sikkelerde bile kafa vardı.
– Bence Doları olan kazanacak.
– Haklı olabilirsin hızlı silahşör.
– Son günlerde gölgesinden bile hızlı. Yine de ben Yuro’ya oynuyorum. Attığını vuruyor.

Onlar bunu düşünedursun, Patronum, dükkanın önündeki caddede patlak veren bu çatışmanın, haydutların arkasındaki güçlü adamların başının altından çıktığını düşünüyor.

– Bizi korkutmaya çalışıyorlar. Silahların isimlerine bak: Açlık sefalet, Güvensiz liman, Gururlu Çöküş.
– Beni fazla korkutamazlar. Hem param yok hem açım. Zaten her şekilde ağzıma sıçılıyor.
– Sen öyle san…

Parası olan daha çok korkuyor. Ağzı daha büyük olduğu için değil. Adam rahat değil. Standardını korumak için harcadığı çaba içten içe onu bitiriyor.

Bütün kasaba tedirgin.

– Şu silahlar bir patlasa da ne olacağını görsek.
– Çıkarsa patlar yalnız.
– Aha Dübeş!

Anlıyorum ki yanlış yere doğru bakıyorum. Benim olayım western değil. Daha içsel. Patronla, sinek beslediğim bu dükkanda oturup, bu hikayeyi yazmamın sebebi ve piyasanın bu halde oluşunun sebebi yukarıda bahsettiğim o güçlü adamlar.

Onlara borçluyum. Bana bu yazıyı yazma zamanı sağladıkları için değil. Öyle minnet filan değil. Gerçek manada borçluyum. Patronum da onlara borçlu. Bütün esnaf, büyük ihtimal bu yazıyı okuyan sen de onlara borçlusundur…

/18612

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir