Çetin Ceviz

Yine sert bir kroşe. Bahar acımasız dövüşüyor. Düştüm düşeceğim. Ne kazanmamı bekleyen, bütün parasını bana basmış bir taraftara ne de maç bittikten sonra boynuma sarılacak bir Edriyın’a sahibim.  Fakat lüzumsuz bir inatla direniyorum.

Her şey çok anlamsız. Kazanmaya yahut ayakta durmaya çalışmak. Yeni ataklar çıkarmak için rakibin açığını kollamak. Rakibim çetin ceviz. Her yıl aynı ring, aynı teknik. Hep aynı nakavt. Benimkisi anca laf… Bir anlık açıklık bulsam, o aradan bitirici darbeyi vurabileceğim anı beklerken her dövüşü kaybettim. Ben bunları düşünedurayım karaciğerime yediğim darbenin ardından öne eğiliyorum. Ve aparkat!

Işık zihne girdikten sonra her şey çok nettir. Az önce boyun eklemlerimin arasındaki boşluklardan çıkan çıt sesinin sonsuz bir saniyenin başlangıcı olduğunu biliyorum. Her şeyin yanan bir film şeridi gibi eriyip karanlığa gömülmesine ramak kala zihnimde hissettiğim bir rahatlamayla buna vakıf oldum. Birazdan bilincim kapanacak. Kollarım cansız, iki yanımda açılarak savrulacak. Yüksek bütçeli bir filmde yönetmenden dayak yemiş bir figüran gibi dönerek havalı bir şekilde düşeceğim.

Şu an direniyorum ama benimkisi boş bir deneme. Pasif bir direniş. Bir şeylere dikkat çekmek için çengele taktığı etiyle hatırlanan kadın…

Amaçsızca bir noktada duran adam, çevresinde onun amaçsızlığını desteklemek için duran insanlar…

Forest Gump’ın öylesine çıktığı yürüyüşte peşine takılan kalabalık…

Sosyal mesaj kaygısıyla, çöpünü çöpe, tuvaletini tuvalete yapması için eğitilmiş, bir insan gibi davranmaya zorlanmış köpek…

Yaptığın şeyler hiçbir şeyi değiştirmeyecek ama onunla hatırlanacaksın. Nakavt olmak üzere olan hiçbir boksör böyle düşünmez. Ama durum böyledir.

Işık zihne girdikten sonra utanç, sevinç, yenilgi yahut zafer yoktur. Kalan hayatında sağlam bir nakavtla hatırlanmayı umursamazsın. Gözünde ışıklar çakıyor. Flaşlar patlıyor. Bitirici darbeyi çenende hissediyorsun. Bir anlığına sembol oluyorsun ama bir süre sonra kimse siklemiyor. Zamanında büyük bir adamsın, heykelin dikiliyor ama bi yandan da tepene kuşlar sıçıyor.

Ben alışkınım. Umursanmamaya değil, kroşelere ve acısını unutmaya alışkınım.

Bunu da unutacağımdan emin; kuğulardan dayak yemiş bir balerin edasıyla zemine doğru süzülürken kimleri unuttuğumu, kimlerden dayak yediğimi düşünüyorum. Hakem sayıyor;

1!

Sadece bir kez karşılaştığım insanları düşünüyorum. Hepsini unuttum.

2!

Eski aşklarımı ve onları unutmak için nasıl çaba harcadığımı.

3!

Hey! N’oluyor be! Bunlarla zaman kaybetmemeliyim. Düşüyorum ulan! Hemen toparlanmalı ve döşümü dövmek için sıktığım sol yumruğumu baharın çenesinin altına gömmeliyim.

4!

Aslında 8 gibi kalksam yetişirim. İki saniye sağlam bir aparkat için yeterli bir süredir. Bir yumrukla nakavt olan her boksör bunu iyi bilir.

5!

Ama benim üç saniyem daha var.

6!

İki saniye daha bu bilinçsizliğin tadını çıkartacağım. Yerin tadı dudağımdaki kanın metalik tadına karışık. Geçen her bahar bu tadı daha da sevmeye başladım.

7!

Şu an bir bahar günü öleceğimi anlamış bulunmaktayım. Bir gün bu tadı öyle seveceğim ki, toparlanmak için 10 saniye yetmeyecek. Ama o gün bugün değil.

8!

ZBAM!

Şu karşıdaki, gözbebekleri geriye dönmüş, dili ağzının yanından sarkmış geriye doğru düşen adam hakem. Evet, yine tutturamadım. Ona öyle şiddetli vurdum ki uzunca bir süre toplumdan men edileceğim. Yine yanlış hedef. Kahretsin!

Hakem düştüğü yerden sayıyor. “Senin ananı, avradını, soyunu, sopunu…”

Mavi köşede her renkten şortuyla bahar, lastiklerden güç alarak geriniyor ve üzerime doğru koşuyor. İşimi bitirmeye kararlı. Ben zaten son atışımı hakem üzerinde kullandım. Baharın kalın önkoluna yüzümü dönerken kendi kendime söyleniyorum,

“ama bu kurallara ayk…”

Bir Amerikan müzikalinin final sahnesinde çalan bir müzik eşliğinde yükselen ışık bütün görüşümü kaplıyor.

Işık zihne ulaştıktan sonra utanç, sevinç, yenilgi yahut zafer yoktur. İşin garibi, bu rakibini kahraman yapmaz. Çünkü genellikle kendi salaklığındır. Işık zihne girdikten sonra başına gelen her şeye kendi hatalarının sebep olduğunu bilirsin.

Şimdilik yerde kalıp dudağım ve yüzümün yarısıyla zeminin tadını almaya çalışacağım.

Bahar sert dövüşüyor ama en azından ringi karıştırmayı başardım.

/18144 – istanbul
(seyrelme.)

NOT: ‘Yazarkafa Dergisi’nin 22. sayısında yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir