ince ayar…

Eskiden, çok eskiden değil, tüplü televizyonlar ve alüminyum borulardan yapılmış kıytırık antenler kullanırken, bir kanal mutlaka karıncalı kalırdı. Karıncalardan kurtulmak için kapının üzerine ya da ışığı açıp kapatmaya yarayan halk arasında isimsiz bir elektrik anahtarının kenarına sıkıştırılmış, karınca duasının yanı sıra, tv nin arkasında küçük, çevirmeli bir ince ayar düğmesi bulunurdu. Ama bu yazının konusu o değil.

Şimdi teknoloji çağının sonlarındayız ve kafamı çevirip geçmişe baktığımda gördüğüm şey gelişen medeniyet, geçen zaman filan değil; aksine, ölümüne bir yerinde saymışlık…

Örneğin; şu an geçmişe baktığım yerden, internet öncesi dönemlerde de batılıların bize neden barbar dediklerini anlayabiliyorum.

Bunun sebebi yağmacı bir toplum oluşumuz. Barbarlığı neden aşamadığımızı ise genlere bağlıyorum. Yani biz farkında olmadan bize aktarılan bilincimize. Bu bilinci aşmaya üşenişimiz, bizi zaman içinde iflah olmaz birer beleşçiye dönüştürmüş.

/Beleşçilik yağmacılığa, yağmacılık barbarlığa ne kadar sıkı bağlı gördün mü?

Bu, modern çağda, çağın merkezi sayılan interneti kullanış şeklimizden ve istatistiklerden belli. Bu kanıya nasıl vardım? Sonrası detaylarda saklı.
Filmin koptuğu nokta da burası zaten. Şöyle ki,

Detay 1

Kendi dilinde kaynak yükleme yok denecek kadar az, buna karşın faydasız bilgi sömürüsü dersen terabaytlarca… İnternette her yerdeyiz ama sadece kuru gürültü olarak.

Tebrikler, dilinin üzerine sıçtın. Kültürünle iyice sıva.

Detay 2

Örneğin bir film. Dublajlısını yükleyeyim sonraki nesiller faydalansın yok. Gavurun yüklediğinden indirirsin adama keriz dersin. Paylaşım konusunda da sıçtın. Oyunun dışında bıraktın kendini. (Tamam, ben de tercih etmiyorum dublaj olayını da yine de bulunsun.)

Detay 3

Albüm yüklersin o da sırf para kasayım kafasıyla. Ne bilgi var, ne tracklist ne de lirik. Anca mal gibi beklersin 1 miyon olsa da bende kolay paranın tadını çıkartsam. Vidyonun altında birbirine küfürün bini bir para.

Detaylar uzar. Detaylarda boğulmamak lazım. Öyleyse;

Sonuç

Açıkça belli ki, beleşçiysen yağmacı, yağmacıysan barbar; barbarsan cahilsindir.

Öneri 1

Madem illa bir bok yiyeceksin, tabağa koy, çatal kaşık kullan kaliteli ye. Bunu izleyen salaklar desinler ki adama bak ne kaliteli bok yiyor.

Öneri 2

Ağın üzerinde Data olarak kal, kimsenin senin küfrünü umursamadığı sikik bir yorum olarak değil.

Ayar

Büyük adamların senin için söylediği bütün sözlere ters davrandın ve kötü batıyı haklı çıkartıyorsun.

/180127

ardından kalan.

rüzgarın savurduğu toz
yağmurun sürüklediği kibrit çöpüyüm.
istemem, geçmesin bu gece zaman
ve sürüklesin hayat beni her gittiği yere,
boş bir bavul misali…

bir karıncayım
ki kararımca ağır gelir omuzlarıma
bu sevda yükü.
suyun erittiği taş
ateşin yaktığı bir garip dalım.

yangından geriye kül,
kalbimden geriye çöl kaldı
duyguları boğulmuş bir meczubum ki,
ardımdan sevgiye, bir mezar kaldı

yolunu kaybetmiş küçük bir çocuk
kaptanı ölmüş eski tekneyim.
ve bilirim;
sert bir rüzgarda dibe vuracak dümenim,
küpeştelerim.

yangından geriye kül kalır
senden geriye bir şey kalmadı
rüzgarın savurduğu toz
yağmurun sürüklediği kibrit çöpüyüm.

Sylvan.

Tunceli / 2006

KAYIP

Gidip de dönmeyesim ile başlayan yolculuğum, dönüp de bulmayasım korkusunun getirdiği endişeyle bir kayboluşa dönüştü. Kafamın içinde kurduğum küçük dünyadan çıkmamam gerektiğini biliyordum. Şimdi geri dönemiyorum.

Yolumu kaybetmemek adına bıraktığım ekmek kırıntılarını göçmenler topladı. Kızamıyorum çünkü açlar. Çok büyük bir iştaha sahip, batılı ve oldukça açgözlü bir adam, onların pastadan evlerini yemek istediği için evsizler. Aynı adamın doğulu versiyonunun topraklarını sömürmesi sonucu vatansızlar. Kızamıyorum çünkü o pastada benim de payım vardı.

Bu masalsı benzetmenin neticesinde onlar doymadı ve ben de boş yere yolumu yitirmiş oldum. Önüme baktığımda yürünecek daha çok yolumun olduğunu görüyorum. Ve belirsiz güzergahımda ne bir durak ne bir terminal var. İç dünyama geri dönebilmek adına öyle çok yürümüştüm ki, beni şişmanlatıp fırınlayacak bir cadıya bile razıydım. Zaman içinde elimde sadece, kaybolmanın getirdiği çaresizlik ve çaresizliğin çekinikliğinde yaşanan ağır bir yabancılık hissi kalmıştı. Ve biliyordum ki, çok dikkatli olursam, başımı belaya sokmadan, bu sonsuz beton ormanında hatırladığım bir yerlere varabilirdim.

Saçma kayboluşum yetmezmiş gibi sanki hafızamı da yitirmişim.

Bu garip olaylar zinciri sonucunda birtakım yeteneklerimin oluştuğunu fark ettim. Bir sabah, kafamı bir nebze olsun dinlenmek için yasladığım tahta banktan kaldırıp uyandığımda, on farklı dilde, fakirlik diyebiliyordum. Aslında o dillerin hiçbirini bilmiyorum. On farklı milletten insanın gözünde, diş sıkışlarını, gayret ünlemlerini, çaresizlikten dökülen gözyaşlarını, korkuyu ve ölümü görebiliyordum. Tüm bunları nasıl gizlediklerine hala şaşırıyorum. Devam etmek için bir sebepleri olmamasına rağmen yaşamak zorundalar. Sonra anladım ki, acıyı anlatmak için bir lisana ihtiyaç yokmuş. Anladım ki durmak için bir sebebim yok. Geri dönmeliyim. Neye mal olursa olsun…

Bunca soytarılığı, bayağılığı, zulmü ve acımasızlığı ve sair saçmalığı gördükten sonra; keşke, doğduğum evin yıkıldığı, büyüdüğüm bir sokağın olmadığı, kimsenin beni tanımadığı, köşedeki kaldırımın kenarına tüneyip saatlerce düşlerime kendimi kapattığım, kafamın içindeki o küçük dünyadan hiç çıkmasaydım diye iç geçirdim.

Çünkü burada, gerçek dünya denilen bu çöp kutusunda, düşsel aşklar reel yalnızlıklara, kusursuz hayatlar kirlenmiş paraya, zengin olmak adına kurulan hayaller, başkalarını zengin etmeye harcanan birbirinin kopyası günlere dönüşmüş ve dünyadaki en büyük güç olarak lanse edilen iyi olgusu, birilerini sikerek köşeyi dönme arzusuyla dolu bir çakalın altında inliyor. Bu tek taraflı bir ticaret… Biliyorum ki, iyilik bu fuhuştan para bile alamayacak.

Keşkelerin lüzumsuzluğunun farkındayım ve burada geçirdiğim kısa zaman içinde bütün keşkeler için her zaman geç olduğunu bilecek kadar çok bu kelimeyi tekrar ettim.

Keşke gitsem… Keşke yeşile, doğaya karışsam. Kaçabilsem. Herkesten ve her şeyden öteye geçsem ve yalnızlığın şarkısı dudaklarımdan dökülürken, bir yol kenarında yorulup otursam. Düşünmesem mesela. Bir neden aramasam Keşke bunları düşüneceğime yapsaydım misal. Ama bazı şeylerin farkına varabilmek adına harcadığınız çabadan sonra değiştirmek için fazla gücünüz kalmıyor. Kendinize yetebiliyorsanız, başkalarına yetersizsiniz.

İnsanın ağzında buruk bir tat bırakan bu kelime;
geç kalınmışlığı,
artık iş işten geçmişliği,
bu saatten sonra ne yapsan faydasızlığı anlatabilmek adına söylenmiş bir kısaltma.

Şimdi, onun tadını dilimden silmek adına, tükürüp, yoluma devam edeceğim.

Ama ben keşkelerin ve hayallerin faydasız kaldığı beton bir kentte sıkışıp kaldım. Kaybolmamak adına yollara saçtığım aklım gerizekalılar tarafından toplanıp, rafa kaldırıldı. Bir yerlerde çürüyor olmalı. Kokuya doğru gideceğim.

27 EKİM 2017
Sylvan.

ART-NİYET

Dışarısı, kızılca kıyamet.
ben, kadınımın duruşunu
ayçiçeklerinin arasında
bembeyaz işleyen
bir ukiyoe sanatçısı gibi sakinim.

dışarıda, yüz yıl sonrası
kızıl bir gecede
o resimden esinlenen
Van Gogh,
metruk bir evde
usturayla kulağını kesiyor.

Dışarıda kıyamet, kızılca biraz.
ben yangında saçını tarayan orospuyum.
elimde kulak,
elimi silah yapıp karşımdaki aynadan
kendime bir kurşun atıyorum.
Meteliksiz.

05.10.2017