Güzel Kadınlar , Egoları ve Ben

Biraz Rock’n Roll Lütfen…

Ahhh Vajinal Kutsallık…
Şimdilerde ne kadar da revaçta ; yıl 2010 lar dı değil mi ? Biraz daha eskilerden bahsetmek istiyorum bebeğim… Çok uzak değil 10 sene kadar öncesi… benim henüz yeni yeni östrojenin kokusunu almaya başladığım dönemler. Eskiler bizim neslin kayıp nesil olduğunu söylüyorlar , haklılar da! Bir kaç yıl içinde 30 40 yılda bir değişebilen anlayışlar değişiyor artık ve ben buna ayak uydurmakta zorlanıyorum ve çevreme hep benim gibi olanları toplamaya çalışıyorum. Zorlanıyorum. Çok az kaldık .
Gerisi mi ? İşte asıl problem burada. Henüz sex yapmadan önce bile sex in ne olduğunu tartışmaya başlayan yüksek egolu entellektüel olduğunu zanneden güzel kadınlar. Saçmalayanlar… Bizler de çok terbiyeli değildik. Seviştik konuştuk ve eğlendik. Kırgınlıklarımız daha onurlu ve anlamlıydı. Sadece vajinaları olduğu için kendini erkelerden bir sıfır önde gören kadınlar. Şİmdi onların sırası zaten uzunca bir süre erkeler de yapmamış mıydı aynısını!O zamanda tiksiniyordu bizim gibiler. Haha benim penisim var deyip biz kadınlardan üstünüz anlayışı. Sanırım ben bu yüzden yalnızım ne penisim olduğu için kendimi kadın ırkının(!) üstünde görebiliyorum nede vajinaları olduğu için onlara tapabiliyorum. Arasında kalanlara yer yok artık bu dünyada.

Bu portalda dahi makinemin işlemcisinden yanmış ego kokusu geliyor. Hele ki güzel bir hatun kişinin sayfasına girilmeye görsün. İlk göze çarpan ….

1- Güzel yüz… bir kaç çılgın olduğunu düşündüğü fotoğraf.
2- Etkileyici olduğunu düşündüğü blogları ve hemen en üstte ,yok işte ayak fetişleri msj atmasın yok işte yüzü götüme benziyenler slm demesin, yok kendi kaybeder diyenlere de sesleniyorum, yok ben çok güzelim ama kimseye vermem. Kurtulun bundan hepsinden ve bütün anlayışınızdan. basit bir internet sitesini bile popolu penisli avatarlarla doldunuz.

Neden burada daha çok ilgi görüyorsunuz biliyor musunuz ? Çünkü konuşamıyorsunuz sizi duymuyorlar. Duysalar emin olun o ayak fetişleri sapkınlar bile bir kaç adım geriye çekilebilir sizden. O halde ne yapın biliyor musunuz! Bir kaç güncel konu ile ilgili blog yazın. Emin olun okuduklarında “bana msj atmayın” adlı bloglarınızdan daha etkili olacaktır.

Bir kaç sene evveline kadar kötü olan tekşey dedi-koduyken şimdilerde buna bile hasret kaldık…

Bana gelince sizin dilinizden anlamıyorum. Biliyorum ki sizde benim dilimden anlamıyorsunuz. Bizim kadınlarımızın ökçeleri daha yüksek. Derileri daha ıslak ve biliyorum ki (tek bir bakışları haricinde) tek bir cümleleri bile bir adamın iliğini kurutabilir ama asla kadınlıklarıyla saçmalamazlar. Şimdi sizler neden her gün fön çektirip güzellik kremleri kullandığınız halde neden böyle cümleler kuramadığınızı ve böyle etkiler yaratamadığınızı bir düşünün derim!

Ve son olarak parçayı dinlerken hissedemidiğiniz şey var ya! Doğru ya pardon bilmiyorsunuz.Buna çok gülüyorum… İşte o sabahtan beri bizim kadınlarımız diye bahsettiğim kadınlar bu bloğu açıp parçayı dinlemeye başladıkları ilk anda okumayı bir kaç saniyeliğine bıraktılar. Ve gözlerini bir kaç saniyeliğine kapadılar. Şimdi siz kimlerden siniz? Bunu bir düşünün derim.
Ve umarım bundan mutlusunuzdur.
Saygılarımla…

20.06.2010

Barda oturmuş boş gözlerle anlamsız kalabalığa bakarken…

… nedendir bilmem böyle saçma sapan bir şey düşündüm.

Hayyam görse çatlar, gidip çarşaflı kadının yanına şeriat kurallarının geçtiği kısasa kısas bir barda oturan sarıklı cübbeli adamların içinde utanmadan çekinmeden söylerdi… derdi ki;

-” Ben görsem çatlarım. Şarap bilse kendini erir şerbet olur. Salar acısını tesitinin en dibine.”

Bende dayanamadım. gittim dedim ki;

“Bir kadının dudaklarına bu kadar mı yakışır kadeh?”

Yüzüme aptal aptal bakan iki göz, söylediklerimden emin olmayan iki kulak ve aslında ne söylediğimin önemi olmadığını, ne olursa olsun geceyi benimle geçireceğini anlatmaya çalışan bir ifadeyle karşı karşıya kaldım.

“Bir erkeğe yakışıyor şiir yazmak.” deyip elini uzattı. Elini tuttum. Kadehli elini.

Çıkarken kapının ağzında, yanına çömelip kusmasını izledim. Bilmiyorum o an iğrenç gelmedi az önce bir tanrıçanın dudakları olarak düşündüğüm, şimdiyse ağzından yere kadar tükürük sarkan dudaklar. Eliyle ağzını, elini duvara sildi.

“Üzgünüm…” dedi.

“Herkes kusar.” dedim.

“Kendimi iyi hissetmiyorum” dedi. “Beni taksiye bırakır mısın?”

(Kafamın üzerine elimi uzattım. Sırtımı yokladım. Ne hare ne kanat…)

“Hayır.”

Geri döndüm. Bara oturup boş gözlerle anlamsız kalabalığı izlemeye devam ettim. Başka bi atraksiyon olmadı o gece.

05.09.2010

soğuk bir savaştır aşk üşür sarılırsın yalnızlığına

patladı…
en sonunda patladı…
haftaları bulan sessizlik
kocaman bir çıbanın patlaması gibi
tok, demir gibi
bir sesle son buldu…
(aşk)

söndü..
ayları bulan içten içe kemiren nefret.
tıknefes bir çocuğun yarısı şişmiş
bir balonu elinden kaçırışı gibi
ossuruğumsu sesler çıkarta çıkarta,
homurdanarak usul usul sustu…
(kadın)

ve bu şaçma patlamanın yıkıcı
“blast etkisi” …
atom bombasına maruz kalmış
bir çöl gibi
toz oldu gitti…
(adam)

En Sonunda…

Hangi heyecandı bu , sanırım unuttum … Hani ilkler vardır ya (ahh ne çocukça bir gülümsemedir o) ; ve kimse düşünmez ; sonlar… Hikayelerin aslında en güzel olan yanı sonlarıdır. Onları en güzel kılan yanıdır. Bu cümleler keşke birazdan izleyeceğiniz filmin giriş cümleleri olsaydı. Umuyorum ki öyledir.hikayem çok kısa sonu da çok güzel… En azından beninkinin öyle. Bunu sevebilirsin. Yıllarca kendime hep yeni bir başlangıca ihitayacım olduğunu söyledim durdum. Çok yanılmışım hem de çok… Şimdi ayrımına varabiliyorum. Benim yeni bir başlangıca değil ; güzel bir sona ihtiyacım varmış Ne güzel ki her şeyi başlatacak olan aslında başlangıç değil sonmuş. Ne kadar ironik.

Sesimi severdi hem de çok. Biraz kısık sesli şuh küstahça cümlelerim hep gülümsetirdi onu. Zaten maksadına tezat cümleler kurardım hep. Niyetim gülümsetmekse eğer her yolu denerdim. Ve hep başarırdım Güzel bir kahramandım ben hikayedeki ; esas oğlandım bu sefer ve figüranlarla iyi geçiniyordum. Herşey harikaydı ……Immm Sanırım şimdi tamamlamak istemiyorum…. Vazgeçtim. sonunun güzelliği bana kalsın…
Öpüşüp göğe yükseldiğimizi düşünebilirsiniz mesela yada öpüşürken üzerimize beton döküldüğünü… Ama gerçeği sadece ben bileyim bu sefer..

16.02.2010

evde zulalanmış, yıllanmış birayı öğürmeden içerken…  

– sana uzun zamandır bişeyler göndermiyorum. senden de ne ses ne seda…
– öyle.. doğru bu söylediğin.
– doğrulardan başka bişey söyleyemem ben. kızarırım yalan söylerken (tebessüm)
– yok canımm. peki kabul. bi görüşür üç görüşmeyiz de, biliriz arkadaşımızı dostumuzu.
neyse kabul.tebessüm benden de
– yıllanmış bi bira buldum evin ücra bi köşesinde ağzımı ıslatıyorum onlan.
– bi evde..buzdolabında olduğunu varsayıyorum. bira yıllanıyorsa söyleyecek pek fazla şey yoktur
– buz dolabında değildi efendim kendileri yatak altına dolap üstüne gitar kılıfına bira zulalardım
bazıları bu da unuttuklarımın arasındamış
– ne söyleyeceğimi bilemedim pek…zulalanmış birayı içmekde keyiflidir heralde..dudaklarımı
değdiriyorum dedin ya.. “su çürüdü” geldi aklıma A.Telli’nin… ama durumun o kadar acıklı olmasa gerek
– güzel bi şiir… ne yazık ki o kadar acıklanamayacak kadar modern bi zamanda yaşıyoruz hep
beraber. ki bu da ayrı bi acıklı durum doğurmakta.
– modern zamanların acıları daha fena oluyor. tatsız tatsız
– biz biraz daha orhan velisel acılarla boğuşuyoruz gibi geliyo bana. bırakmıyor geçim derdi falan…
– orası öyle..ben henüz aile olmadığımdan ve olmayı da düşlemediğimden, çok acıtmıyor parasızlığı
pulsuzluğu… ama ne demek istediğini anlayabiliyorum, zor.
– anlaşabilmek ne güzel.
– bahsettiğin mevzuda anlaşılabilme zorluğu çektiğini sanmam…dünyanın çok büyük bir yüzdesi
seni senden daha iyi anlıyordur malesef… açız fakiriz ve düzelecek gibi değil. sen nasılsın başkaca?
çok zaman geçti diğmi?
– her zamanki kadar işte. sadece bir kaç yıl. bu yüzden herkes kadar çabuk yaşlanmayacağız
– bilmiyorum dostum..hayat karşıma mutlu olacağım şeyler her çıkarmadığında, ben zaten hastalıklı
şekilde hep içsel nostaljiler yaşıyorum…ve bi süre sonra çok can sıkıcı oluyor
– peki neden bu kadar zor bu mutluluğu yakalamak
– zaman geçtikçe galiba zor oluyor..hani ne güzel söylemiş bi kadıköy şairi( cenk taner) törpülenir
cesaretler günün birinde…onun gibi hiçbirşey yeni değil…
– şöyle bir silkelensek bi eskici dükkanı dökülür üzerimizden sahi.
– öyle…dost arkadaş toplantılarında..gözlerimin içi parlayarak …hani..li cümleler kurmaktan sıkıldım artık
– ciddi anlamda adam gibi adam krizide var sanırım bu ülkede
elini uzatsan dokunamazsın
söylemek istesen konuşamazsın
bir kadeh içmeden serhoş olursun
– sorma… nasıl derin bi derttir bu söylediğin, anlatamam.. o kadar yabancıyız ki..
başka dünyalardanız ve sevmiyoruz birbirimizi.benim ağzım onlara kulak…
– bütün gün ne yaşça akran ne akılca akran insanlara katlanmak gerçekten zor. bronz bir heykel gibi
hissediyorum kendimi bazen. sanki zaman-ı mazide bişeymişte hala ona saygı duyuyor insanlar. ama
tepene de kuşlar sıçıyor bir yandan
– nasıl? mutlu musun? en can alıcı sorayım bari..o kadar zamanki sessiz sedasız zamanların yüzü suyu
hörmetine.
– ben küçük zamanlardan, durumlardan mutluluk sıyırmaya çalışan sade birisiyim şu sıralar. ya da olmaya
çalışıyorum anlıyacağın. hep arıyorum. mutluluğun kapısındayım ama evde kimse yok. Gözlerim sokaktan
gelecek siluetlerde, kulaklarım çocuk sesine hasret…
– öyle bi şiir vardı…sonra şarkı yapmışlardı..eski zamanlardan yine..onu hatırattı..ilhan irem söylüyordu
sanırım..evde kimse yok.. neyse… affına sığınarak tahmin ediyorum..en azından önü görülebilir bi hayatın
var, “yalnız”değilsin..bunlar önemli şeyler..benim bi yıl sonra nerde olacağım yıllardır belli değil
– bunlar seçimlerle başa gelen durumlar. senden de uzak değil inanıyorum.ve biliyorum ki bir yıl sonra sana
seslendiğimde burda olacaksın. sen iyi bir dostsun birde bakmışın kafamıza esmiş ve bir tekne kiralayıp denize
açılırız.
– böyle olduğunu bilmek çoğu zaman tek teslellim… adresimi bilen üç beş dost var şu hayatta arkamda…
gerisi silme yalan
– eyvallah diyorum hafiften üzülerek senin üzülmene. uzun zamandır biradan bu kadar keyif alamıştım.
şimdi gidip alamayacaka kadar tembelim ne yazık ki.
– bazen bi tanesinin tadı yetiyor..o zaman bira başka bişey oluyor..ben de arada yaparım..bi tane, sadece
tadını özlediğim için.
– ya içindesindir çemberin ya da kıyısında bira içersin kimileri…
– öyle..fransız filmlerindeki gibi..hani küçük paralarla büyük filmler yapılan fransız filmleri…
onlardaki küçük tesadüflere inanacak kadar umutlu hisssettiğim zamanlar dışarı çıkıyorum, dolaşıyorum
hani çocuk sek sek oynar yer seramiklerinin karoları arasında üçe zıplarsam annem iyileşir der beşe zıplarsam
annem bu gece eve döner der ya da köşedeki araba sağa dönerse beni seviyodur sola dönerse sevmiyo.
– güzel bi his sevdim bunu
– çocukluğu kaybetmeyenlere…ondan korkuyorum ya..az kaldı, ne saçma şey şu çocukluk diyecem bi gün…
o zaman önemli bir zincir kırılacak belki
– bu hissin eksikliği zor olsa gerek yeşile döner insan alim allah
– öyle..kim akan şarkı düzeninde demezki sıradaki şarkıyı bana söylüyor..çoğu zaman içinden geçirilir.
ayıptır dışardan söylenmesi. mesela çok düşüncelisin, eve dönüyosun, çıktığın merdivenin basamaklarını
sayarsın, tekse olumlu çiftse yaramaz.
– vay vay neler çıkıyo. çok güzel. ben de o vazoyu ben kırmadım ifadesini çok kullanırım. sokaktan geçen
çocuklarda cips isterim. derim ki;”çocuk bi tane versene!” ya da bisiklete tur isterim “çocuk bi tur versene.
şurdan döncem olum” valla bak
– heee evet..ben eskiden çok yapardım..hep reddedildim..çocukluğumdan beri.
– ben saftiriktim hep verirdim oyuncaklarımı
– ya da ablamla evde oyun hamuru yapalım sitenin bahçesindeki çocuklara satalım para yapıp şarap
alalım planlarımızda hep felaketle sonuçlanırdı
– amaç güzel
– o ulvi amaç uğrunaydı zaten hep o kutsal beyin fırtınaları
– sonra birgün iki adamla tanışılır şarap parası için çalışmak gerekmediği anlaşılır içten içie sinir bile olunur.
– hee sorma… tarzımız olmayan sinyal olaylarına soktunuz bizi sonra ben geldim mersin’de bile sinyal
çekip tren parası buldum kendime
– sende yetenek vardı hep ben biliyordum bunu.
– bendeki tiyatro oyuncuşuğunun ışığı bi tek burda parlamış demekki.
– ben o yeteneği istanbul’da bir iki şişe şarap için satmışım şimdi bunu anladım
– o şaraplardan geriye kalan güzel kızıltılar dozunda yaşandı herşey.
– pişman değilim elimde olsa yine yapardım.
– ben memleketin biçok siktirboktan şehrindeki küstah tipleri hep o günlere güvenerek azarladım..
“sen kısa pantolonla dolaşırken, biz taksimde şarap içerdik..kes ulan” diye.
– anlatacaklarım var da..sorma uzun hikayeler..çoğu da eğlenceli ama..belki bi gün denkleştirir
şarap içeriz.. o zamana anlatırım.
– beklerim sevinirim bile
– ya zaten şöyle noktalı virgüllü konuşabildiğim tek insansın inan ki
– tabi..birikmiştir zaten…hazır bahsetmişken ses seda vermene sevindim tekrardan görüşmek ümidiyle
– o ümidi hep taşıyoruz. selametle.
– sana da…
– sesindeki o üzüntü neden ki ?
– yaşadığım yeri sevmiyorum ve yalnız hissediyorum kendimi gün geçtikçe..daha ne olsun..hep aynı
terane bendeki
– üzülmeni istemem yine de
– biliyorum..ama hayat hep karşıtıyla vardır..diyalektik bunu öğretti bize en azından..üzüldüğüm
kadar sevinirim bu hayatta..
– sevindiğin kadar da üzülürsün o zaman. siktir et diyalektiği bi süreliğine, ikisini de sade
kullanmayı bi dene aralarında bağlantı yokmuş gibi dene.
– öyle de…benim denememden daha karmaşık bişey belki de..ama özolarak, söylediğim umut vericiydi..
godo’yu beklemek gibi olsa da. napayım.zaman geçsin işte.. bu yaştan sonra aaa güneş pırıl pırıl
ne güzel gün diye sevinecek halim yok herhalde
– o kadar da değil canım (gülüşmeler)
– bunu salık verenler var biliyo musun..utanmadan..kıçımla güldüm.
– komikmiş harbiden. o görmezden gelmek. ibnelik düpedüz kendini kandırmanın dik alası.
– yok becerebilene aşkolsun..salaklık üstü bi meziyet..ya da nirvana durumu..kafam karışır böyle
durumlarda dilim kekemeleşir..ben beceremiyorum arkadaş..bana lök diye mutluluk düşecek yukardan..
miyobum zaten oldum olası…küçüğünü göremem ben
– kocaman mutlulukların löp diye kafana düşmesi dileğiyle
– güzel bi yılbaşı kartı olmuşş…eski usül..yaşlıyız ya üstat..hani o bakımdan
– önümüz kurban… ona da bi tane yollarım
– haydi… selamlar ederim. ne güzel sohbetti özlemişim.
– önden bayanlar buyrun efendim

 

Eksik Olan Kelimeler Değil Var-edilemeyen Anlamları

Biraz Hiss Lütfen!!!

Benim lügatımda öyle güzel kelimeler var ki anlamlarını mide bulantılarından uzak tutuyorum…

  • Kırmızı ; her zaman olacak duvarlarımda, damarlarımda ,saçlarında güneşimde, dudakalarında, yumruklarımda.
  • Madalyon ; her zaman dünyaya karşı iki yüzün olacak , biri iyiler diğeri kötü olanlar için.
  • Kahve ; her zor anının vaz geçilmez içkisi lakin asla yalnız içilmemeli.
  • Yalın ; arta kalan ne var ise paylaşmak… artmasada sade olabilmeyi en azından yılda bir gün başarabilmek…
  • Umut ; belki birgün den kurtulup ya şimdiyi düşünebilmek …için umut edebilmek.
  • Soğuk ; üşüdüğüm gecelerde beni ısıtan şey battaniyeler olamalı
  • Kırılgan ; kendimde asla hatunumda hep var edeceğim ve bilceğim gerçek
  • İlk ; her sıçrama tahtanın mesnet noktası
  • Öğüt ; tüm sözcükleriniz , nasılsa hafızamın bir limiti yok.Bir gün lazım olur.. en salağından en akıllısına…
  • Gerçek ; Sen.. hımmm hayır sanırım ben…
  • Sigara, kadifemsi ak duman çizğerlere… bazen biraz kafanfilde olsa içinde hiç fena olmayacak…
  • Dolunay, ben varoldukça bir gün varolacağının umuduyla…bütün yalnız gecelerimi aydınlat yılda 12 kez olsada… bir gün hepsinde… günümde de ve gecemde de vakitlerin hepsinde
  • Göz yaşı, hatırlamak zor bu vakitten sonra kimse görmedi nasıl olsa…
  • Mat Siyah ; sen sadece motorumun arabamın yahut gitarımın rengi olabilirsin.
  • Son ; bir başlangıcın olmadığını biliyorum öyleyse nasıl bir sondan bahsedebilrim.
  • Dost ; kıymetli bir çoklarının bilmediği hislerin hepsi. teşekkürler, yılar sonra yine aynı cümlelerle…
  • Ego , yazarken bile ürperti verir ama hepinize lazım bilirim. çoğu zaman banada,
  • Zaman , durduğu anın merakından çok hayali…
  • Düş, oysaki düşler kurulmadıkça güzeldir.
  • Cazibe, hepsi bütün cazibem senin için …
  • Ağrı, kokun yada parmaklaının ucuyla son bulan dünyevi sancılar…
  • Eksik, en başında, mesela bu blog … bütün gücümü tüketiyor bu günler… Şu son zamanlarda kısalsa da…

Peki söz sonra tamamlayacağım…

03.11.2009

Farklı ama Aynı İşte

Biraz His Lütfen…

 

(Hadi koş yine . belkilerde saklı değil mi bizim hikayemiz. Bir bakarsın vardır bir bakarsın yoktur orda. )

–Sanırım şu sıra biraz ilgiye ihitiyacım var.
(bana karıştın bunu seviyorum)

–Nasıl bir ilgi bu ?

–Özel… sadece bir kişiye sunulabilicek bir ilgi , gersine fazlasıyla sahibim zaten……………………… Sustun!!!
(biraz alkole ihtiyacım var sanırım kelimelerimi pastel renkli ojeni silen aseton gibi çözsün . çözsün ki saatlerdir duymadığım sesimi bana hatırlatsın)
-Sende
–Ama son cümle bana aitti
(biliyorum hala kanımı donduran sen karşımdasın hala iliklerimde her zerremde soluk alıp veriyorsun)
–Ben birşey duymadım
— Sanırım duymadın duyabilmek için sebeplerin olmalı çünkü.
–Neyin var ?
–Sadece iyiyim hepsi bu
–Sorun yok o zaman
–Biliyorum

(içinde Sen olmayan hiçbir hikayem güzel değil biliyor musun! gerçi sen olanlarda değil sanırım. Diğerlerine nazaran benim biraz sana karışmam gerek buna izin verir misin ?)

—Birşey mi söledin ?
–Hayır seni izliyorum. herşeye yabancısın
–Tadını çıkar. Zaten kendimede yabancıyım.
–Seni görebilmeyi isterdim
–Bende…
–Biliyorum

(Şİmdi gitmeliyim sanırım sende zaten sürekli bunu yapmıyor muyuz! )

–Güzel olmalı gitmek
(nerden çıktı ki şimdiigitmek hissitti sanırım)
–Ezici bir üstünlük harkulede.
(sadece kendindem kaçıyorum hepsi geride kaldı sen bile , ben bile)
–Adına sevindim.
–Şimdi gitmeliyim.
— Zaten geç kalmıştın
— Hoşçakal…
(seni seviyorum)
–Hoşcakal
(Seni seviyorum ve seni sevmekten nefret ediyorum)

————————-Sabah saat 6.45 uyan————————

 

12.10.2009

~Erkekler Ağlamaz ~

Biraz Hiss Lütfen!!!

Sen hiç koca bir adamı ağlarken gördün mü ? Adam gibilerin yaşları gözlerinden kanla gelirmiş… öyle derdi rahmetli büyük babam – – – — – — – — — – – –
Sım sıkı yumrukları…sıkmaktan tüm vucudu kas kaskatı kesilinceye kadar… dim dik ayakta lakin koca yüreği gibe çokmüş…Ağır bu omuzların yükü değil mi! Arada derin bir nefes izi havaya bir neşter darbesi. Nasılda parlıyor karanlıkta gözleri…. kaşlarını çatmış… uzun paltosu gizleyemiyor yüzünü. Ufkun kenarında ardı sıra yere düşen kocaman bir kayanın sarsıntısı ve sesi…
Yere düşen bir damla göz yaşı…
Duruşu…
Bense dalga sesleriyle uzakta bir bankın yanında… Duymuyor musun beni… Öyle değil mi ya bakmıyorum bile sana bağırmak nereye…?

Canınımı aldılar lannnnnn senin , yiğidim!!!
… ne ettiler sana…
Bir sillen devirmez mi… ya öne dizilen yüzlercesi.. İçim açıyor be delikanlı … akıtılır mı bu kan … en değerli zamanında… biliyorum vakitlerin nicesini versem dinmeyecek iniltin ve kimse duymayacak…Duyurmazsın sen benim gibi…Ağlarkan görmez kanı deliler birbirlerini. Sağırdır benim de tüm sözlerim sana. etme eyleme desem…

Ağla… Kimse görmeden… ağla kimse bilmeden…Neden?…Adın benden uzak be koçum… Susmak gerek öyleyse…Bir sigara daha içip gidicem sahilinden … Görmedim seni…

10.10.2009

Kim’se(?) Üzerine Alınmasın Zaten Sözüm Sana değil!!!

Biraz His Lütfen…

Çok fazla vaktim yok biliyorum… seninde öle zaten çok vaktini almayacağım sadece bir kaç dakikada okuycabilieceğin bir yazı olucak bu. Ama sen yinde üstüne alınma.

ne güzeldir yüzün… tenin ; kokusu… gençleştirir insanı. daha güçlü hissederdim yüzüne baktıkça. haklısın zaten yeterince gencim değil mi ? Pastel kırmızı… saçının rengi ; sana yakışıyor en azından yapay kalmıyor diyelim. Beyaz tene hoş olur zaten. siyah camlı gözlüklerin ardından yeşil gözlerin gözükmesede biliyorum yeterince derinler. betimlemelere gerek yok garip benzetmelerede.

çok yorgunum .uyumam gerek sanırım. siktir yaa off…

Seni düşünmek ne yazıkki heyecanlanadırmıyor beni. öyle alışığım ki buna… diğer kadınlarla da rahattım. nasılsa sen hiç olmayacaktın ve hala yoksun.

” Sen ‘e” yazılardan hep rahatsız olmuşumdur. Birine direk olarak hitap beni çok rahatsız etmiştir. İkinciye mi söledim evet rahatsız oluyorum. Edebi bir dil olması gerekmiyor o yüzden günlük konuşma dili yeterince basitleştiriyor durumu. Zaten yeteri kadar basit bir durum değil mi ? Sen değilsin ben değilim. Lakin biz basitiz. Bu kadar özel ve hasret dolu olamamalıydı yok oluşun. “YOK” aranızdan Rusty kendinde mi diyen olucaktır haliyle. Ki su sıra pek değil. uzun bir zamanda olması gerekmiyor.

Saat 03.06 it oğlu it saat sabah saat 6.45 günümün içine sıçmaç için çalıcak ve ben bethovenın ay ışığı sonatındaki kadar huzurlu ve sakin uyanmayacağım ve beni sakinleştirmek içinde Sen yanımda olmaycaksın. ben kırmızı saçlarını yeşil gözlerini harkulade kısa ve öz cümlelerini düşündükçe Sen dahada yok olucaksın. gün geçtikce ben daha fazla yorulacağım. Ve Kimse’nin (?) bunu umursamasına izin vermeyeceğim.

Bu kadar düz ayak olması gerekmiyor yada mucizevi. umarım geç kalmazsın çünkü çok fazla vaktim yok. bilrisin bizim gibiler genç ölür.

Şu an bana gel diyebilmek isterdim yada benden git. Kalanıyla hep yetinmeyi bilmek yeterice zor iştir. Ne yazık ki hiç bir zaman o kadar erdemli olamadım. Senin için kocaman bir it oğlu it oldum ben. Beklerken hiç rahat durmadım. Geldiğinde adımı yeterince kirli bulacaksın biliyorum. Sana anlataibilceğim güzel aşk hikayelerim olmayacak. Ve bu beni neyazık ki hiç üzmüyor. ben en azından elimden geleni yaptım. Onca duygu halindeyken bile çizgim rengim hep belliydi.

Güzel bir jazz kafe kırmızı renkli işte bilirsin arada bazılarına bahsetmişimdir. hey sen sakın alınma. denk geldi işte. Su an doğru bir zaman değil bunu sölemek için ama lanet olası ilişkimizi başlatıp bitirdiğimiz yerin de oarası olmasını isterdim. Cihangirde bir kafe işte. Hepsi bu. Hepsi herşeyden biraz daha azı sadece. Kollarımda cürümeni istemiyorum tabiki. Bizim harika aşkımzında bir sonu var. Hadiiii yapma bunu sende biliyorsun. Hadi bebeğim bunu bir düşün… Herşey çok güzel olucak . Hah … İçimdeki bütün irini doğru kelimelerle kusmak isterdim ama bu gece doğru gecede değil. yeterince saçmalıklarla dolu. herşey ne kadarda senle bana benzemeye başladı. Lanet …

Adımı hatırlıyor musun sen… Ahh boşver… ama geç kalma daha fazla buralarda olmaycağımı biliyorum. Bir ara aklımda mambiya da olmak vardı … ki orası nerdedir onu bil bilmem adı güzel dedim sadece. hepsi bu

hespi sensin. herşey sana benziyor şu son günlerde.hepsi senin yüzünden.hepsi lanet olası yokluğun yüzünden. sana koca bir tokat borcum olsun.sakın geç kalma erken gel…

28.09.2009

~~UYAN LÜTFEN~~

Biraz His Lütfen…

Ölümleri çağıran ilahiler eşliğinde kırmızı elbisenle dans ediyorsun rüyalarımda… Taze kır çiçeklerinin kokusu geliyor burnuma saçlarını her savurduğunda. Öylece uzandığım yerden ellerim birbirinin üstünde izliyorum seni
-Lütfen biraz daha yakına…
nefes alamıyorum evet… sessim çıkmıyor ama beni duyabildiğini biliyorum. Herkes yasta mı , yine mi siyahlar giydirdim yüzlere. yine mi hayal kırıklığına uğrattım herkesi diye düşünmeden, düşünemeden dünyaya ait tek gerçek senmişsin gibi… Özür dilerim gözlerimi senden alamıyorum , aklımı senden alamıyorum. Bana ait her ne varsa bir tek senin demek istiyorum , gücüm yetmiyor tanrının karşısında geç kaldım.

Tanrım beni affet…

Ahşap zemindeki ayak seslerin yankılanıyor yüksek kubbede. Yeterince zarif yeterince narin… Hiçbir lekeli elin kirletemeyceği kadar beyaz tenin ve kokusu… benim ki ise şimdiden simsiyah ve toprak kokuyor her yerim. Bir tabuta asla sığmayacağını düşündüğüm siyah elmastan bir kocaman yüreğim şimdi var yok yumruğum kadar. Utanıyorum güzelliğin karşısında. Yok olmamak elde değil.

-Lütfen biraz daha yakına gel ve yüzüme dokun hala…

Haklılar adıma dair söylenebilicek çok sey yok. Oysa ki bütün nedeni hayatımın içine karıştıracağım bir “Sen” olmadığı içindi. Yoksa bende ferhat gibi dağları deleblir yada mecnun gibi çölleri aşabilirdim. İşte bu yüzden haklılar yaptıklarım için değil yapamadıklarım için büyük bir günahkarım ben ve şimdiden alevlerimin yüksekliğini hissedebiliyorum.

– Lütfen biraz daha yakına gel ve yüzüme dokun hala aşkına sahip olablirim. hiç şüphe yok ki zaman geçti benden ve bedenimden lakin hala kırmızıyı görebliyorum ve çiceklerin kokusunu alabliyorum. Gözlerim hala açık. Lütfen biraz daha yakına gel ve gözlerimi kapat Güzellik. Lütfen…

16.03.2009