~~UYAN LÜTFEN~~

Biraz His Lütfen…

Ölümleri çağıran ilahiler eşliğinde kırmızı elbisenle dans ediyorsun rüyalarımda… Taze kır çiçeklerinin kokusu geliyor burnuma saçlarını her savurduğunda. Öylece uzandığım yerden ellerim birbirinin üstünde izliyorum seni
-Lütfen biraz daha yakına…
nefes alamıyorum evet… sessim çıkmıyor ama beni duyabildiğini biliyorum. Herkes yasta mı , yine mi siyahlar giydirdim yüzlere. yine mi hayal kırıklığına uğrattım herkesi diye düşünmeden, düşünemeden dünyaya ait tek gerçek senmişsin gibi… Özür dilerim gözlerimi senden alamıyorum , aklımı senden alamıyorum. Bana ait her ne varsa bir tek senin demek istiyorum , gücüm yetmiyor tanrının karşısında geç kaldım.

Tanrım beni affet…

Ahşap zemindeki ayak seslerin yankılanıyor yüksek kubbede. Yeterince zarif yeterince narin… Hiçbir lekeli elin kirletemeyceği kadar beyaz tenin ve kokusu… benim ki ise şimdiden simsiyah ve toprak kokuyor her yerim. Bir tabuta asla sığmayacağını düşündüğüm siyah elmastan bir kocaman yüreğim şimdi var yok yumruğum kadar. Utanıyorum güzelliğin karşısında. Yok olmamak elde değil.

-Lütfen biraz daha yakına gel ve yüzüme dokun hala…

Haklılar adıma dair söylenebilicek çok sey yok. Oysa ki bütün nedeni hayatımın içine karıştıracağım bir “Sen” olmadığı içindi. Yoksa bende ferhat gibi dağları deleblir yada mecnun gibi çölleri aşabilirdim. İşte bu yüzden haklılar yaptıklarım için değil yapamadıklarım için büyük bir günahkarım ben ve şimdiden alevlerimin yüksekliğini hissedebiliyorum.

– Lütfen biraz daha yakına gel ve yüzüme dokun hala aşkına sahip olablirim. hiç şüphe yok ki zaman geçti benden ve bedenimden lakin hala kırmızıyı görebliyorum ve çiceklerin kokusunu alabliyorum. Gözlerim hala açık. Lütfen biraz daha yakına gel ve gözlerimi kapat Güzellik. Lütfen…

16.03.2009

Patso …

Biraz hissiyat lütfen

Her kadın güzeldir. Bir zaman sonra kadınların erkekler için birer lutüf olduğunu anlayacak bütün erkeklere bu sözüm.

Bir şekilde büyülenmeye yatkın belki doğamız. Belki de asla yalnız kalamamız gerektiği içindir bu büyü.
Her zaman her yerde sizi efsunu ile yok edebilecek başınızı döndürecek heyecanlandıracak ve akıl almadık şeyler yaptıracak biri vardır. Kelebekler hissiyatını bir çoğumuz bilir belki ama bu biraz daha farklı. Tebessümünüzün ve yaşama arzunuzun kaynağı. Bir noktadan sonra öyle bir hal alıyor ki … evreninizin odak noktası hayatınızın omurgası oluyor. İşte bu yanlış nokta . Siz onun için varsanız oda sizin için olmak zorunda bunu deneme yanılma yoluyla anlamak dişliler de yalamaya (özür dilerim amiyane ama çok o kadar basite indirgiyorki durum iğrençliğiyle güzelleşiyor) yol açıyor. Peki bu durumdan kaçınmak için ne yapmak gerek bir çoğumuz bilmiyoruz bende dahil. Ama yine gayet basit bir önerim var hissiyatınızı dinlemek ve gerekirse biraz beklemek. Çoğu zaman söylemem ama bir erkek hayvani iç güdülerini törpülemeli ve kadınının nazeninliğine vereceği zarardan korkmalıdır her zaman. Dokunuşları kokusunu içine çekişi öpüşü gülüşü ve sözcükleri ve hitapları ve en önemlisi toplum içindeki davranışları hep bu büyüyü yansıtmalıdır bence. Ve önce bir insan olmalıdır ve karşısındaki kadına önce bir insan olarak bakmalıdır. Cinsiyet işin ayrımı işin içine çok daha sonralarda girmeli bence. Saçma sapan bir don huan a dönüşün demiyorum. Hayatınızı biraz daha fazla düşünerek yaşamalısınız bence ve daha fazla hissederek .

Hala üzgünseniz kalbinizi değiştririn ve etrafınıza bakın parçada dediği gibi. Yada bir patso yiyin ;bence iyi gelicek.. 😉

 

19.02.2009

Bir iç döküş anı…

Biraz his lütfen…
Bazıları susar ben onlardan değilim. Bazıları kaçar ben onlardan da değilim. Bazıları pasif agresiftir bazıları nayif ben onlardan da değilim . Olabildiğince kızgınım kor alevler gibi…
Hayatımın hiçbir evresinde imrenilen başarılarımdan tatmin olmadığımdan için değil. Gerçek anlamda asla başaramadığım için. Evet çok üzgünüm. Hepsi bir yalan gibi. Kayda değer hiçbir başarıya sahip değilim dinlediğniz notalar arasında ki yanlış tuş zannedilen bemoller ve diezler kadar anlamlıyım sadece. (Bütün bir parçaya yada hayata anlamını veren neydi oysaki?) Hüznü , acıyı , aşkı sevinci , huzuru, kırmızıyı, yeşili, kabilyetli olmayı , efsaneyi yaşayamdım belki boşa çekilen nefesler gibi ; arda kalmak gibi. Boş boş ve boş işte. yıllarımı verdiğim bütün inanç sitemimiin çöküşünü izledim. Bütün tabularım ve beni ben yapan inançlarım, ya otuz beşime erken girdin derler yada asla onyediyi aşamadın oysaki ikiside değil. Hiçbir sorunun (soru’nun) cevabı yada çözümü değilim ben. Hiçbir aşkın başrolüde değilim. Arada sadece kafedeki çifte kahve getirdem ben, yahut girdikleri bir sinemeda bilet sattım . İzlediğiniz bütün filmin sadece bir karesinde yer aldım. Ama yinede hiçbir şeyi başaramadım. sadece yalanları yaşadım aptalı oyanadım lakin asla kabullenmedim ben sadece rolümün adamıydım.

Otobüsü bir kaç saniye ile kaçırdım ama dediğim gibi bir sonraki otobüsü bekleyecek biri değilim arkdasından olağan tüm gücümle koşup yetişemeycek adamım. Aslında hiçbir otobüs can yakmaz yolunda durmadığın sürece. Bütün bu ironiye sahip hayatım. Ve bu basit bilgilere. Hayır aslında kan lekesinin kumaştan nasıl çıktığını yahut etin nasıl yumuşayacağını bilmek insana hiçbir şey kazandırmıyor

Bildiğim bir kaç seyden biri kaybettiğim onca şey avuçlarımın arasında olduğu ama artık o avuçlar bana ait değiller

16.02.2009

Girişimcilik Kursu

Biraz siyanür lütfen…

03 Ekim 2008 00:34

 

(Biraz önce ; sadece bir kaç saat önceydi…)Cümleye nasıl başlarsam başlayayım , hangi kelimeyi seçersem seçeyim… asla kazanamadığım bir savaş bu. Kahrolası zihnim. Dudaklarım kilitleniyor , ağzım kuruyor şu an o yüzden sağır bütün kelimelerim sizlere.

Susuyorum ve dinliyorum….ve odam hala kırmızı…

Bırakın yağsın bütün taşlar üzerime hangi kadın varsa kurtarsın kendini , kendi içinde kaybettiği benden. Dudaklarına siyanür sürüp öpsünler beni… ellerinde büyük hancerlerle gelsinler yüreğimin kapılarına. Heybetli sözlerinize boyun eğeceğim. Kaybettiğim ne varsa sizler için dirilteceğim toprakanadan. Kilitler vuruyorum her ızdırabın kapasına anahtarlarını bir bir saplıyorum göğsüme ve içerde saklıyorum hepsini. bir tek sen bil yeter… bir tek ben bileyim yeter adam olana.

Hadi fısılda güzel melodilerini rüzgar ,sağ kulağıma ; bir tek sol yanım işitsin cehennem sesleri her zaman söylediğim gibi ben arada aşkın ta kendisiyim.

Hala ayakta duruyorken dizkapaklarımından kırmak için bacaklarımı ne bekliyorsun. Kırmazsan asla çökmeyeceğim. ******************************************************************* Litrelerce kussamda bitiremeyceğim tüm göğsümden beslenen bu kini. ne kadar yorgunsun ve hala sakallarını okşayan mahrem eli nasılda itebiliyorsun. Zaten bütün günahların tohumu sen değilmisin Rusty. Ellerinle boya yüzünü kimse tanımasın seni ve çıkar ince bir elle gümüşe işlenmiş güneş gibi parlak bıçağını kadife kınından. uzat boynunu ve sus… herşeyi kabullendiğin gibi kabullen bunu da.

o kadar karışığım ki … hiçbir cümlenin sonunu getiremiyorum. Nasılsa kendimi hep kayıplardan var ediyorum. Nasılsa hep kaybediyorum lazım olan herşeyi. nasılda özledim 18 yaş pesimistliğini … yüzümü gülümsetiyor su an … lanet olası bir kanser giibi bütün hücrelerime yayılmış …

Sadece beni istiyorum kendimden. Bana ait olan ne kaldıysa. Üstü kalsın…

Aslında Bir Şanşım Daha Olabilir

Sevgili Şarışın Lüle Saçlı Genç Hanım ;

Dün sizi gördüm ; yemyeşil iri gözlerinizle dünyaya nasıl da heyecan dolu gülücükler saçıyordunuz. Bİranızı nasıl da keyifle içiyordunuz benim gibi bir dark ve bir de karanfilli sigaranız. Bu kadar narin eller bu kadar harika bir duruş. Evet haklısınız sizden çok etkilendim. Oturuşunuzdan halinizden ve bütün tavırlarınızdan. Herşey olması gerektiği kadar güzel ve etkileyiciydi. İkimizde tek başımıza oturuyorduk ve sadece birbirimizi izliyorduk kaçamak başkışlarla. Aslına bakarsanız hanım arakadaşınız yanınıza gelinceye kadar ki haliniz beni biraz cesaretlendirmişti ama bu asla yapmayacağıma kendime söz verdiğim birşeydi. O masadan kalkıp yanınıza gelmeyi çok istemiştim. Bunu yapamadığım için çok üzgünüm. Evet yeşil oldscholl ayakkabılarınızı hatırlıyorum çok hoştular ve kırmızı rujunuz gerçekten olması gerektiği renkteydi. Dar siyah kotunuz ve deri çeketiniz ilham vericiydi. Herşeyden çok sizi tanımayı isterdim şu an. Bana hayatınızı anlatırken gözlerim dudaklarınızın kıvrımlalrında takılsın isterdim. Zihnim anlattıkllarınızla dolsun isterdim ve o hoş sesin bana hitab etmesini isterdim. O kadar heyecanlıyım ki şimdi gülücükler saçıyorum aptal aptal odamda. Herşey sadece 45 dakikalık ayrı masalardaki iki insanın bakışmalarından ibaret aslında. Bir gün belki sizi yine görürüm. Evet bir kaç masa ötenizde baktığınız o genç adam ; hani biraz utanıp , biraz da belki rahatsız olmayasınız diye başını ceviren o genç adam hala sizi düşünüyor. Lütfen tekrar karşıma çıkın lütfen size ihtiyacım var…

13.10.2008

~~Belki Bir Gün…~~

15 Ağustos 2008 03:30

Biraz His Lütfen…

Zihnim!!! kahorolası zihnim, biraz dinlen şimdi ne olur. Bu gece biraz bana bırak beni.Kurtar ben olandan hissi ve doğur yeniden beni. Çelik halatlarla sarmalanmışken tuz dolu kapalı sandığın içinde yeni bir Pandora’ya ihtiyacı yok dünyanın. Bırakın öyle kalsın. Sadece sol yanım duysun bütün cehennem sesleri. Ve sen üzerimde uyu biraz daha hafiflet beni. Zerre kadar da olsa haram olsun terim bütün kadınlara.

Bir ben var şimdi , keskin bir ben , sırhat kadar ince ganj gibi hayat veren. Oluklarda akan siyahlık benim kanım. Renkler sadece bir eksik belki (ümitle…) yarından sonra bir fazla; ölü öpüşlerle vedalar sunarken bütün iyi hayatlara.

Ve yeniden yazıyorum şimdi sözcüklerim bu sefer sadece bana. Uykuya dalıp tekrar uyandığımda , gülümsemeyen adama sert bir tokat atacağım.Boynunu kıracağım bir darbede. Ve her sabah ölü bir bedene vereceğim ruhu; gece boyunca işleyip oldurucağım. Ve biliyorum ki Rust’ın rüyası sadece onun kalemiyle yazılmaya başlayamazmış.Hikayenin rengi bir tek siyah şimdi Ama bir gün belki bri renk daha fazla . Senin kaleminin rengiyle bu sefer beyaza boyayıp silceğim bütün izleri. Ve senle beni kimsenin bilmediği bir yere götüreceğim.

Ne kaldı geriye?

Hisse gerek var mı ki artık ?

 

Hımmmm haniiiii ? Nerdeee ? Şiiiiiii…. Sessizz ol duyucaklar. Belkide duymuştur. Kısık sesle konuşmaya gerek var mı ki hala? Ne bekliyorsun koşsana. Belki düşersin herkes senin düşmeni beklemiyor mu ? İnatla … HHAhaha gülmeee.. sessiz ol duyucaklar… Hadi yalnız bırak beni …

DEFOLLLLLLLLLL!!!

yok yok Gülümse hadiiii … Kızma bana SENİ SEVİYORUM. bunu çok iyi biliyorsun …..

Lanet olası irinnnnnnnn….!!!

Kaybettik… mi? HAyır oyun mu ki bu ? ama beni seviyorsun… lütfen özlemle sarıl bana buna çok ihitiyacım var… betonla kapla beni… Haklısın buna gerek yok… Zaten öyleyim. Taştan … Saat kaç ?

Sana söylediklerimi anlamamak için harcağın cabayı…bundan sonra diğerlerini anlamak için harcarsın… HArcaycak seyler çok dünyada ama sen paradan çok insan harcarsın. Bu senin kanında var.

Taksiyi aradın mı ? Sarı taksi… ne güzelde yakışır taksilere bu renk… neden kimse sarı araba almaz ki ? gögüslerinin ölçücüsü kaç demiştin seksen B mi bu bana , sana, ona ve herkese borcunu ödemene yeter. kalcalarını zaten peşin almışlar. Umarım bahşişde bırakmışlardır…

Kırmızı odam. Ne kadar sakinsin bu gece. Kimse seni benim gibi anlamaz ki. Ben bunun için doğdum. Sen kimin için? Aynında karşında biraz kalmanı sölemiştim ama kalmadın ; kalamazsın…HAdi gülümse biraz… BU hayatımızın çöküşü iğrençliklerin ötesinde. Benim güzel bir odam var herşeyin haricinde.

Bu gün hepinizin arasında dolaştım yine… Öğle iğrenç kokuyor ki insanlar. Lanet olası deodorant reklamları neden işey yaramıyor… Tiksiniyorum artık. Bütün gün ailesi yada hayatı için terini akıtan ve sonrasında ter kokan insanların kokusu değil bu. O koku rahatsız etmez. Bu iğrençlik ise çok kışkırtıcı… Kendi kanını için adam sana neler yapmaz ki ?

Ya sen kanımı içen kadın… Yetmedi hala… Alllllll hepsi senin seden başka kimseye birşey ayırmadım ayıramam…

Taksi gelmek üzeredir.. Gitsem iyi olucak… oda hala kırmızı her gece arta kalanlarla boyuyorum. Rengi hiç solmasın.

ASLA UNUTMA VE ASLA AFFETME!!! bu cümleyi hiç aklımdan çıkarmayacağım

Beni seviyorsun… Bana aşıksın … artık ben ne yapacağım diye sormuyorum… Şİmdi düşün sen ne yapıcaksın… HAdi takıl istediğn erkekle yada kadınla… ama kendini çok pişman ediceksin…

Güzellik … Seni sevdim adın gül kokuyor. Beni sevdin adım… kahramalıklardan uzak…

Adım Rust…

Bu arada bak herkes duydu…

23.07.2008

Lazım değil…

13 Temmuz 2008 15:41

Hissinize şıcıyım nasılsa sahte…
Bu kadar yeter!!! Hepsinin gırtlağını tek elimle sıkabilirim… Kimle dans edildiği umurumda bile değil nasılsa sizinde öyle. Zaten karşıma kim çıktı ki hayal edilesi olsun. iğrençliklerden ve kokuşmuşlardan bıktım artık. Hakkımda konuşulanlar ve konuşulmayanlar… gerçekten umrumda değilsiniz… Bana yazılanlar ve çizilenler… gülünçler. Duygular tek porsiyonluk artık. gerçekler zahiri… Ve ben hala hepsinin ortasındayım. Neden boğulmayı bıraktım ki yeşil girdapların içinde , neden kurtulmak için çırpındım ki. neden aralarından hepsiyle oldum ki ?

Saçmalıyorum ve saçmalıyorum… sadece şevkat arandı. Ve gerçek olan birşeyler ne olursa… nefretleriniz bile yalan kininiz bile … Rust vajina isterse … Motoruna atlar ve saçlarını açar… Ve Rust Aşk isterse ona zaten hep sahipti. aşk hayatta bir kere… ama hiçbiriniz yüreğini görmediniz ve ben herkese duymak istediklerini söyledim. şimdi beni yargılamayı bırakın lütfün.. beni yargılayan koltukta bir tek ”O” oturuyor ve de ben… Bir kral ve bir kraliçe gibi… aranızdaki tek dürüst benim… O iğrenç gözlerinizi çekin üzerimden… ve yolda hiçbirinizi görmek istemiyorum… sakın sokaklarımda karşıma çıkmayın…

Hayatımdaki faişeler ve pezevenkler bile saygımı daha çok hakkediyorlar… Tartın ve kaç kilo taşıyabliyorsanız o kadarını taşıyın. zaten taşıyamayacağınız kadar ağır sözlerim…

Tebessüm

biraz his lütfen…

Ağaçlar çok uzun ve gür yapraklı ; olabildiğine geniş gövdeleri yeşilden bir gökyüzü. Ayaklarım yumuşak toprak üzerinde gözlerim kapalı ya da açık bilmiyorum lakin tebessüm etttiğimi hissediyorum ve yanından geçerken her ağaca dokunuşlarımdan bir iz bırakıyorum.yosun tutan yüzlerin üzerinden de geçiyor parmaklarım ama irkilmiyorum hafif sis geceye inat bir akşam üstünün güzelliği üzerinde. heryer huzur kokuyor , tüm sancılar siliniyor zihninizden. biraz karanlık sadece ama korkutmuyor aksine güven verici. birazdan orman canlanır… halen bekliyorum. ormanın toprakları üzerinde , hüküm sürdüğü yerlerde dolaşırken.

Kabullenilmiş parçalarından biriyim, bende toprak ananın meyvesiyim. tek ihanetim üzerime giydirilen bedenim . bilrim bir tek sen hazmedersin bu ihaneti birgün bende senin koynuna gireceğim.

08.07.2008

anıbirlik yazılmış esrik bir şiir.

amma da içmişiz!
3 gün sızar mı bir insanoğlu…
gözlerine bakıp ölmüş gibiyim…
seni de fena çarpmış bu his…
bedeninin öğürürken aldığı şekilden anladım.

şerefimizle içip masada kalıvermişiz
iki sarhoş savaş kahramanı misali.

en son küllüğe uzanıyordum onu hatırlıyorum.
ellerin orada biyerde olmalıydı…
(nedeni bu olmalı küllüğün bu şiire konu olmasının.)
birini bulamasam dert değil
üç tane daha var körebe oynayabileceğim.

başım dönüverdi hiçbir şey göremedim
gözlerini göremedim kalabalık senler topluluğun ortasında
sahi kaç tane var ki senden?
hanginizi daha çok seviyorum sizin?
peki siz bayan…
hangimi daha çok sevmiştiniz?

gözlerini arıyordum…

bulamadım
ağızdan yukarı çık
burundan sola dön…
aklıma gelmedi işte…
unutuverdim adresi
gözyaşı torbalarının çukurunda sızıvermişim.

ne içmişim ki hala esrik bir uğultu kulaklarımda.
ne içmişsin ki hala dinmemiş midenden
bütün bedenine yayılan
coşkunun hafif bulantıları.

şişede durduğu gibi durmuyor bu
aşk denilen şey.
iki kadeh az içsen tatsız
bir kadeh fazla içsen mide bulantısı.
hatırladığım tek şey coşkulu sesi
çalan plaktaki kadının
“haydi vur kendini şaraba
kedere ve aşka vur.
daha içelim…”

HEY deyip düşmüşüm
sonrası başağrısı.
sonrası akşamdan kalma bir şiir işte.

sonrası bu.

Sylvan

03.07.2008

(oha 2008)

icki-nasil-bulundu