607


(görebildiğim çok az şey var. bir ağacın gölgesindeki bir bank. ve… diğer her şey bulanık. bankta bir adam ve bir kadın. gerçekte öyle bir bank var mı? kadınla adam orada mı? gerçekten konuşuyorlar mı bilmiyorum. her şey belirsiz. sadece dinliyorum.) +söylesene nasıl olmuştu? – efendim? + nasıl oldu da biz buraya kadar öldük? – başlangıcını unuttum. eskiydi sanırım. bir sokağın köşesinden dönen kadın sendin. + elinde rengarenk şekerler vardı. çocuklara dağıtıyordun. – o ben değildim. bir şenlik vardı… oradaki palyaço’yla karıştırıyorsun… + sen palyaço değil misin? – Hayır… cadde manzarasının arka planındaki sana bakan adam… o benim. + evet. öyle olmalı… gördün mü? iyice […]

nasıl oldu da biz buraya kadar öldük?


– Merhaba 607. Veda etmek için buradayım. Gideceğim. Hep yanımda olmanı isterdim aslında. Burada bu binada değil işte. Dışarıda bir yerde. Çimende. Denizi gören gökyüzüne bakan çatısız bir yerde. Bilmiyorum. Özleyeceğim seni. – Buralardayım işte. hep buralarda olacağım. Sevmiyorum gitmeyi. – Bu hafta yas günüm var. Geçip giden yılların yasını tutacağım. bi dilek tut… – Uzaydan çin seddini görmek isterdim. – Benim için bişey dile. – Senin uzaydan çin seddini görmeni isterdim. Çok muhteşemdir. – Başka bişey daha. – Bilmiyorum… – Başka bir dileğin yok değil mi? Anlıyorum. – Var ama üç hakkımı da kullandım. Dilemişken iyi bişey dilemeli dedim. […]

607 numaradaki