çorak


su bulmak için umutsuzca derine uzanan kökler, kuru toprağa açılmış kara bir delik. sevilerek alınmış, süslü bir saksıda unutulmuş, bir bitkinin susuzluktan ölümü…   ve kuru toprakla dolu bir saksının balkon demirinde yıllarca bekleyişi gibi anlamsız adeta üşenilmiş yaşatılmaya. gösterilsin diye kafese kapatılmış hayvan gibi içindeki avlanma isteği tembelliğe teslim. pençeleri beslenme saatini beklerken bir esneyişle körelmiş.   aynı kafese kapatılmış bir insanın yıllar sonra göğü özgürce görmesi gibi. mutluluk da değil, mutsuzluk da. bu olsa olsa bir boşluk.   /sylvan

bu olsa olsa bir boşluk…


İçinde ağır ağır ölmekte olduğun evini, yok edişinin hikayesi, yaşam diye böbürlendiğin bu kötü senaryo. Başladığın noktadan başladığın noktaya gidişinin anlamsızlığı. Az gidilip, uz gidilip, dere tepe düz gidilip, milyonlarca yıl gidilip dönüp baktığın ve sadece bir arpa boyu yol kat’edebildiğin gerçeğinin yüzüne yansıttığı garip his. Oysa basit ve tahmin edilebilirmiş. En başından beri de öyleymiş. İlk insandan beri hiç bir noktası değişmeden aynı şeyi yaşayıp ne kadar uzağa gidebildiğine şaşırıyormuşsun. Evrenlerin içinde yatan sonsuz matematiğin içinde sayısal basit bir değer. O rakam ortadan kalksa bile sonuçta hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Milyonlarca yıldır süregelen bir döngünün içindeki bir anlık düzensizlik. Geçip […]

Gelinen noktanın, mutluluğu plastik bir iple boğduğu, soğuk bir balkon ...




öfkem beni sakinliğin sınırna getirdi… Son nokta bu olmalı. hissiz ve tepkisiz bir koltuğa gömülmek… üzerime atılan toprak beni rahatsız etmiyor. onun ağırlığı altında ezilmiyorum. ışığı engellemesi ve yahut oksijenin bedenime artık girmiyor oluşu umrumda değil. Uçsuz bucaksız bir çölün başlangıcı olarak bir ormanda yeniden uyanacağım… biliyorum. … Sonsuz kumulluk… fiziksel dünyam daraldıkça ruhum bedenime ağır gelmeye başladı. adımlarım daha yavaş ve daha uzağa gidiyor. ve geri dönme isteği gri bir istemeyişle çelişip gerçekliğin ortasına yüzüstü kapaklanıyorum. yolculuğun kaçınılmaz olduğu gerçeğiyle, hatta ona sıkı sıkı sarılıp bavulumu topladım. gidebileceğim yerlerin sayısı azaldıkça ya da gökyüzünün çapı küçüldükçe gözlerimi kafamın içine çevirdim. son bir kaç  yıldır […]

20.09.2015 tarihli seyirme


karmaşalara teslim etme kendini bebeğim tutkulara kapat kalbini sevgini gözardı et bazen her şeyi gözardı et bazen ve sahip ol iplerine kuklalar sevimli ama aptaldır bebeğim yönetilmeden yaşayamazlar ve yontulmadan önce daha değerliydi bazıları emin ol öyle. onlara yaşam veren sen ol! yont yönet ama iplerini verme başkasına büyük maskeler takmş küçük suratlı insanlara inanma sözlerini yutarlar bebeğim her şeyi yutmaya çalışırlar bazen sen bebeğim sen kendine ait ol Sylvan 16.08.2009    

kuklacı


Zaman yüksek bir uçurumdan aşağı dökülen bir şelalenin hızında aktı, gitti. Şimdi zihnimde boğuşmak zorunda olduğum boğulmaktan kurtarılmış bir kuraklık var. Etkisini hızlı gösterdi. Eskiden bakımlı güzel bir bostan olan zihnim, şimdi bir çöl. Kumların arasından doğmaya çalışan her filiz önce susuzluğu tadıyor sonra çekirgeler onları harap edip genelde öldürüyor. Susuzluk fikrimi kuruttuğundan ve topraksı kumu tutacak bir şey kalmadığından mütevellit sık sık erozyon oluşmakta. Ve sık sık milyonlarca ton tozlu düşüncelerin altında kalıp boğulmaktayım. Çöl hayatı zor ve çetrefil. Geceleri buz soğuğu… Gündüzleri kor sıcağı… dayanılacak gibi değil. Hal böyle olunca bütün yaşam zihnimi bir anda terk ediyor. Ta ki yeşil hiçbir şey kalmamacasına çekip gidiyor her şey… […]

çorak…