edebiyat


Gidip de dönmeyesim ile başlayan yolculuğum, dönüp de bulmayasım korkusunun getirdiği endişeyle bir kayboluşa dönüştü. Kafamın içinde kurduğum küçük dünyadan çıkmamam gerektiğini biliyordum. Şimdi geri dönemiyorum. Yolumu kaybetmemek adına bıraktığım ekmek kırıntılarını göçmenler topladı. Kızamıyorum çünkü açlar. Çok büyük bir iştaha sahip, batılı ve oldukça açgözlü bir adam, onların pastadan evlerini yemek istediği için evsizler. Aynı adamın doğulu versiyonunun topraklarını sömürmesi sonucu vatansızlar. Kızamıyorum çünkü o pastada benim de payım vardı. Bu masalsı benzetmenin neticesinde onlar doymadı ve ben de boş yere yolumu yitirmiş oldum. Önüme baktığımda yürünecek daha çok yolumun olduğunu görüyorum. Ve belirsiz güzergahımda ne bir durak ne […]

KAYIP


Balkondayım. Bir şeyler yazabilmek adına yamalı koltuğuma oturmuşum. Sonra oğlum geliyor. Dınk dınkı* aç. Ne yapacağız dınk dınkı? Kuş yazalım. Tamam başla o zaman. Ne yazayım? K yaz. K hangisi? İşte K bu… sonra ‘U’ sonra ‘Ş’ de burda. KUŞ Ne yazıyor orda? Kuş yazıyor. Hadi bir daha yazalım. Bu sefer sen yaz. K. K nerde? … KUŞ Sekiz yazalım. Bitane de 9 9 Mavi sekiz yok mu? Var ama uzun iş. O zaman. O zaman, bi tanede KOOOCAMAN 8 8 Neden kuşlar çıkmıyor? Sonra anlıyorum ki; şu an kanatları onun tüm göğünü kaplayan, dünyanın en hızlı plastik atının üzerinde, […]

KUŞ


durağan boş karanlık dar, oyuğundaki sürüngen. ışıktan yoksun. derisi, kanı, elleri soğuk varsa bile ona ulaşmayan faydasız güneşi ölük. bütün hislerden arınık ve çıplak. kıyafetten, etten, kemikten ve ruhtan soyunuk. hiçe başlayan hiçe yürünen bir hiçe çıkan yol çoktan yürünük. karaltı aynı saatte. aynı ALARM! sesiyle başlayıp birinin geçmişine küfürle biten her gün gün boyu süren sonsuz iki çizgide, saate, güne, haftaya, yıla sıkışık… günah, yasak, baskı çevrilen diğer yanak. fakat o da mor. yine aynı hata. iyi olmanın dayanılmaz çözümsüzlüğü bu kez sert bir yumruk çeneye inen gözde çakan ışık dişler kırık. ruhumu siken ilkel benliğim. ateş yakmaya çalışan […]

sürüngenler güneşin ölümüne üzülmezler.



Nereden başlayıp nasıl anlatacağımı bilmiyorum.  Eski bir şarkı kadar kolay değil hiçbir şey. Tek bildiğim işler buraya varmadan önce de yalnızdım… (O zamanlar, artık uzak bir hayal. Bitmiş bir hikaye. Uyanılmış bir düş.) Düş demişken, ben şu an düşüyorum. Parmağımı şıklattığımda uyanacağım ve gelinen noktadan durup durumumu izleyeceğim. Bu noktaya varmadan önce, öfkem, varlığımı benden uzak tutuyordu. Onu küçük bir kafese tıkmıştı ve sistematik olarak benliğime zulmediyordu.  Geçmişin kafasına silahı dayamış ve geleceğine küfrediyordu varacağım noktanın. Sonunda dayanamayıp, merkezinde durduğum noktadan düştüm. Düşüşüm adeta bir düşü andırırcasına bulanık ve anlaşılmazdı. Gerçekliğe dönüşüm o denli hızlı olmuştu ki; kafama birazdan girecek olan […]

D-Ü-Ş-T-Ü


ve herkesin aynı ruha sahip olduğu bir dünya düşün… herkes aynı kadına aşık, aynı şeyleri seviyor onun gözlerine baktığında. aynı tutkularla arzulayıp, aynı hislerle sevişilen, herkesin aynı anda aynı ritmik hareketlerle dans ettiği ve herkesin aynı adımla yürüdüğü bir dünya düşün. tam bir kukla şovu olurdu. herkesin geçtiği yollardan geçip sonunda aynı seviyeye ulaştığı ve herkesin içinden birinin gidebildiği yere kadar uzaklaşılabilinen, görünmez sınırların olduğu bir yerden bahsediyorum. mesela herkesin aynı arabaya bindiği aynı kokularla kokusunu gizlediği bütün müzisyenlerin aynı tınıdan çaldıkları şarkılarla çoşup üzüleceğin, şairle aynı hisleri taşıdığın, aynı cümlelerle yazılmış şiirlerin okunup, bütün tabloların aynı renklerle boyandığı… bütün […]

Gel benimle…


İçinde ağır ağır ölmekte olduğun evini, yok edişinin hikayesi, yaşam diye böbürlendiğin bu kötü senaryo. Başladığın noktadan başladığın noktaya gidişinin anlamsızlığı. Az gidilip, uz gidilip, dere tepe düz gidilip, milyonlarca yıl gidilip dönüp baktığın ve sadece bir arpa boyu yol kat’edebildiğin gerçeğinin yüzüne yansıttığı garip his. Oysa basit ve tahmin edilebilirmiş. En başından beri de öyleymiş. İlk insandan beri hiç bir noktası değişmeden aynı şeyi yaşayıp ne kadar uzağa gidebildiğine şaşırıyormuşsun. Evrenlerin içinde yatan sonsuz matematiğin içinde sayısal basit bir değer. O rakam ortadan kalksa bile sonuçta hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Milyonlarca yıldır süregelen bir döngünün içindeki bir anlık düzensizlik. Geçip […]

Gelinen noktanın, mutluluğu plastik bir iple boğduğu, soğuk bir balkon ...



Bir cips paketi gibi süsleyip sundular seni. Ve bunca zamandır bir market rafında, satın alınmayı bekleyerek öylece yaşadın. Gördüm seni. Dışarıdan renkli ve şıkır şıkırdın. Ağzını açınca ne denli boş olduğun ortaya çıktı. Havan söndü. Bu, öfke olduğunun daha farkına varamadığın his, içindeki AZın tadını alamadan yüzüne çarpan baharat kokusunun dışarı çıkışı. Sakin ol. Geçecek. Şimdi kaldırımdasın. İçinde bulunan eser miktardaki insanlığı tüketmiş boş bir paket… Yanından geçip giden, seni görmeyen yeni ürünlere bakarak, onlara özeniyorsun. Kendi durumuna bakıp onlar için üzülüyorsun. Ama boşuna… Senden tek farkları henüz ağızlarını açmamış olmalarıdır. İçten içe bunu biliyorsun. Bağırmak istiyorsun biliyorum. “İçinizde, o […]

CİPS



         Biraz Hiss Lütfen… Ne demişti Paşam Oscar,  Bana lükslerimi verin ihtiyaçlarım olmadan da yaşarım. tam 4 aydır dağda yaşıyorum.Hayır gerçekten dağda yaşıyorum. Şimdi gidip kanıma yüksek dozda şiir enjekte edeceğim gözlerimi Daliler ,Michelangelolar ,Goyalar , ile kör edip kemiklerimi Wagner’in  iki metrelik kontrbassı yerlerine oturtup öyle geleceğim. Bana biraz müsade…

~~AÇLIK~~



maceraya başlayamamanın ve başladığında başına ne geleceğini kestiremeyip bütün olumsuzlukların kahramanı gidememeye ittiği bir anda şu an ile bundan sonrası arasına sıkışıp kalmış bir önsöz…   bu bir başa dönüş hikayesi olmalıydı. Çemberin birleştiği anı planlamıştım… başlangıç meridyeninden başlayan ve orada bitecek olan,  koşarak gidilen ağır bir serüven, uzun bir yol hikayesi… Gitmememeyi seçmek ve başlangıç çizgisinde oturup diğerlerinin gelmesini beklemeyi seçmek de bir seçenekti… sonsuz seçenekler ve seçmemeyi seçmek… kısaca tepkisizlik… Ve neden sonra intikam isteği damarlarımda işgal halindeydi. Beni durdurmaya çalışan bütün iyi insanları yolun kenarına gömüp devam edecektin… köprüleri dinamitledim. Ve kendime sessizce şunları fısıldıyordu o… o… […]

“En yükseği arzularken dilimde asfalt tadı…”


bir filiz… zihnim dediğim çölde göğerdi… onu arıyorum… onun farkına vardığımdan beri bütün bünyemde zamansız bir bahar etkisi hissediyorum. geliştikçe çevresini de etkileyecek. içindeki yaşam enerjisi bu çölü bir vahaya çevirecek biliyorum. uzun zaman önce zihnime yerleşen plastik ve kan kokusu, o filizin cennet kokusuna benzeyen kokusuna karıştı. minicik kökleriyle beynimin kıvrımlarına tutunmuş. usulca büyümekte. önümde uzanan ve sonunda, sonsuzlukta kendime ulaşacağım asfalt yolun ziftini ciğerlerime çekiyorum. filiz beni kendine çekiyor. varlığı içten içe beni mutlu etse de, içimdeki insan, onun orada olmasına tahammül edemiyor. ufuk çizgisine yakın bir yerde,  yani asfaltın çölle birleştiği o yaşamsız bölgede duruyorum ve yol […]

02.07.2015 tarihli seyirme.


  bilinç kendini aradığı yolculukta bir an’ın tozlu bir köşesine oturmuş ve kendinden geçmiş. kendine yakıştırdığı ismiyle ‘insan’ denen bilinç binlerce yıldır deneyimlediği felsefeleri ve hayatta kalma yeteneklerini kullanarak şimdiki haline bürünmüş. modernizm onu değiştirmiş. bir nevi tüketmiş. bağlarını kopartıp çürük ipleri bir kenara tükürmüş…  ve bu şey olması gerektiği şeyden yeterince uzaklaştığı anlamına gelmekte… anı yaşamaktansa (ki bu ‘yaşamak’ genelde kendi seçimi olmayan, dikta edilmiş şekilde bir yaşamaktır)  oradaki hapisliğinin farkına varmış ve zamanla birlikte hareket eden hücresinde geçen zamanı izlemektedir. müdahil olamayacağını bilir. olsa bile değiştiremez. bir şeyleri değiştirmeyi başarsa bile akıştan kaçamaz. geçmiş ve gelecek arasına sıkışmıştır. bütün […]

MONITOR MOMENTO



Emin ol… Geleceğim. ne yürüdüğüm yollarda güller açacak ne de ardımdan güzelleşecek dünya emin ol, ne olursa olsun aynı öküzün boynuzunda dönecek aynı öküzün ellerinde şekil bulacak aynı öküzün mermisiyle ölecek öküzün içinde kalan son insanlık kırıntısı emin ol “her şey güzel olacak” derken kocaman bir yalan sarkacak dilinden yere yerlere bulaşacak dokunanı kirletecek “çok” güzel olması gereken “şey” ler ve bil ki yalan söyleyeceğim sağ gözümden akan yaş çeneme ulaştığında diyeceğim ki: “ağlamıyorum gerçekten çok güzel olacak her şey” emin ol inanmayacaksın bana ne söylesem yalan işitecek kulakların yalan sinyalleri yayılacak beyninden ellerine her bakışımdan şüphe duyacaksın. ve her […]

Tek şeyden Eminim…


kafamın içi yanmış plastik ormanı ve sanki midemin çölünde tarihin başından bugüne yanan bir petrol kuyusu var. alevleri kirli göğüme ulaşmış. onu ben yaktım… ozonum delinsin buzlarım erisin istiyorum… her düşündüğümde tarihi yok ediyorum. ki geride derin bir unutuş kalsın, kimsenin adını dahi hatırlamadığı. her konuştuğumda savaşlar çıkıyor, sessizliğim yaralar açıyor ince ve derin kesikler halinde. her sözüm zehirli bir yalan ve yalanlarıma öyle çok inanıyorum ki doğrularımı unutmanın eşiğinde idam halatından bir salıncaktayım… sylvan. / 24.04.2015

sanki her düşündüğümde tarihi yokediyorum…




(ikinci yıpranmış) belki sen 5 lira bulursun ben on lira, yere bakalım. sen sağdan yürü belki cüzdan bulursun. ben soldan gideceğim yerdeki çöpleri sayacağım. sakızlara dikkat et bebek ayağına yapışmasın yere bakalım gökyüzü kirli ki görebileceğin sadece reklam panoları sahip olman karşılığında ruhunu istedikleri büyük markaların… kafanı kaldırma yere bak. hem lalelide değiliz, dünyaya açılmıyoruz. gidebileceğimiz tek yer burası görebileceğimiz şey asfalt. yusufpaşa istasyonundan malum tramvaya kaçak binmişiz güvenlik bizi farketmesin yere bakalım. 14.04.2015 / sylvan

yere bakma durağı.