kızgın


öfkem beni sakinliğin sınırna getirdi… Son nokta bu olmalı. hissiz ve tepkisiz bir koltuğa gömülmek… üzerime atılan toprak beni rahatsız etmiyor. onun ağırlığı altında ezilmiyorum. ışığı engellemesi ve yahut oksijenin bedenime artık girmiyor oluşu umrumda değil. Uçsuz bucaksız bir çölün başlangıcı olarak bir ormanda yeniden uyanacağım… biliyorum. … Sonsuz kumulluk… fiziksel dünyam daraldıkça ruhum bedenime ağır gelmeye başladı. adımlarım daha yavaş ve daha uzağa gidiyor. ve geri dönme isteği gri bir istemeyişle çelişip gerçekliğin ortasına yüzüstü kapaklanıyorum. yolculuğun kaçınılmaz olduğu gerçeğiyle, hatta ona sıkı sıkı sarılıp bavulumu topladım. gidebileceğim yerlerin sayısı azaldıkça ya da gökyüzünün çapı küçüldükçe gözlerimi kafamın içine çevirdim. son bir kaç  yıldır […]

20.09.2015 tarihli seyirme


Koşuyorum…. Sadece 20 dakika… Son yirmi dakika… Soluk sesimi duyabiliyorum. Soluk sesimi bütün dünya duyabiliyor. Sanırım 3600 kalp atışım daha olacak. En azından adrenalinin dibine vurarak öleceğim. Dilimin üstünde et tadı, yumuşak doku… Bir parça yanak ve biraz kan.Tadını almaya başladığınızda sanki bir başkasına aitmiş gibi hissettirmiyor mu? Sanırım beynim aslında kedimi yediğim gerçeği ile yüzleşmeye çalışıyor ve hüzünlü bir kadın tepkisi gibi kusmaya çalışıyor. Durumun ve kendimin lezzetini tartışamayacak kadar gergin aklım. Koşuyorum… Kalbim patlarcasına koşuyorum. Soluğumla rüzgarın sesinin kesiştiği yerde, kalbimi beceren cigerlerim… Beş paradan daha azı cebimdeki satmayı düşünmedim değil. Alıcısından daha karaktersiz oluşumdu beni durduran. Ahh […]

~Yetiştim, Geliyorum … ~