ölüm


(görebildiğim çok az şey var. bir ağacın gölgesindeki bir bank. ve… diğer her şey bulanık. bankta bir adam ve bir kadın. gerçekte öyle bir bank var mı? kadınla adam orada mı? gerçekten konuşuyorlar mı bilmiyorum. her şey belirsiz. sadece dinliyorum.) +söylesene nasıl olmuştu? – efendim? + nasıl oldu da biz buraya kadar öldük? – başlangıcını unuttum. eskiydi sanırım. bir sokağın köşesinden dönen kadın sendin. + elinde rengarenk şekerler vardı. çocuklara dağıtıyordun. – o ben değildim. bir şenlik vardı… oradaki palyaço’yla karıştırıyorsun… + sen palyaço değil misin? – Hayır… cadde manzarasının arka planındaki sana bakan adam… o benim. + evet. öyle olmalı… gördün mü? iyice […]

nasıl oldu da biz buraya kadar öldük?


Koşuyorum…. Sadece 20 dakika… Son yirmi dakika… Soluk sesimi duyabiliyorum. Soluk sesimi bütün dünya duyabiliyor. Sanırım 3600 kalp atışım daha olacak. En azından adrenalinin dibine vurarak öleceğim. Dilimin üstünde et tadı, yumuşak doku… Bir parça yanak ve biraz kan.Tadını almaya başladığınızda sanki bir başkasına aitmiş gibi hissettirmiyor mu? Sanırım beynim aslında kedimi yediğim gerçeği ile yüzleşmeye çalışıyor ve hüzünlü bir kadın tepkisi gibi kusmaya çalışıyor. Durumun ve kendimin lezzetini tartışamayacak kadar gergin aklım. Koşuyorum… Kalbim patlarcasına koşuyorum. Soluğumla rüzgarın sesinin kesiştiği yerde, kalbimi beceren cigerlerim… Beş paradan daha azı cebimdeki satmayı düşünmedim değil. Alıcısından daha karaktersiz oluşumdu beni durduran. Ahh […]

~Yetiştim, Geliyorum … ~