palyaço


Emin ol… Geleceğim. ne yürüdüğüm yollarda güller açacak ne de ardımdan güzelleşecek dünya emin ol, ne olursa olsun aynı öküzün boynuzunda dönecek aynı öküzün ellerinde şekil bulacak aynı öküzün mermisiyle ölecek öküzün içinde kalan son insanlık kırıntısı emin ol “her şey güzel olacak” derken kocaman bir yalan sarkacak dilinden yere yerlere bulaşacak dokunanı kirletecek “çok” güzel olması gereken “şey” ler ve bil ki yalan söyleyeceğim sağ gözümden akan yaş çeneme ulaştığında diyeceğim ki: “ağlamıyorum gerçekten çok güzel olacak her şey” emin ol inanmayacaksın bana ne söylesem yalan işitecek kulakların yalan sinyalleri yayılacak beyninden ellerine her bakışımdan şüphe duyacaksın. ve her […]

Tek şeyden Eminim…


kafamın içi yanmış plastik ormanı ve sanki midemin çölünde tarihin başından bugüne yanan bir petrol kuyusu var. alevleri kirli göğüme ulaşmış. onu ben yaktım… ozonum delinsin buzlarım erisin istiyorum… her düşündüğümde tarihi yok ediyorum. ki geride derin bir unutuş kalsın, kimsenin adını dahi hatırlamadığı. her konuştuğumda savaşlar çıkıyor, sessizliğim yaralar açıyor ince ve derin kesikler halinde. her sözüm zehirli bir yalan ve yalanlarıma öyle çok inanıyorum ki doğrularımı unutmanın eşiğinde idam halatından bir salıncaktayım… sylvan. / 24.04.2015

sanki her düşündüğümde tarihi yokediyorum…




(ikinci yıpranmış) belki sen 5 lira bulursun ben on lira, yere bakalım. sen sağdan yürü belki cüzdan bulursun. ben soldan gideceğim yerdeki çöpleri sayacağım. sakızlara dikkat et bebek ayağına yapışmasın yere bakalım gökyüzü kirli ki görebileceğin sadece reklam panoları sahip olman karşılığında ruhunu istedikleri büyük markaların… kafanı kaldırma yere bak. hem lalelide değiliz, dünyaya açılmıyoruz. gidebileceğimiz tek yer burası görebileceğimiz şey asfalt. yusufpaşa istasyonundan malum tramvaya kaçak binmişiz güvenlik bizi farketmesin yere bakalım. 14.04.2015 / sylvan

yere bakma durağı.


her şey sırasıyla şöyle oldu… patladım. eksildim. çürüdüm… bittiğini sanmıştım… sonrası tam bir acayiplikti. sessizlik önce açık yaralarımdan başladı. içimi kaplayarak devam etti. derim morardı şiştim ve patladım… etlerim çürüyüp kemiklerimden döküldükçe,yaz göğünün altında ilahi bir çıplaklıkla başbaşa kaldım. iskeletim ufalandı. parçalandım ve ayrıştırıldım. sessizlik bütün dünyamı ele geçirip yutmuştu. en ufak bir çıtırtı, şehir uğultusu, insan sesi duymadan geçen bin yıl boyunca neye mal olacağını bilmeden bekledim ve sustum. durumu kabullenmiştim. tam alışacağımı anladığım anda şimdi içimden bir ses “dönüşümün başladığını” söylüyor. uzun zamandır duyduğum ilk şey. düşündüm ki; atomlarım dünyamın her yerine dağılacak ve bir şeylerin içinde tekrar can bulacak… onların varlığında küçük bir […]

04.04.2015 tarihli seyirme…


– oluyor böyle kara delikler bazen insanın ruhunda. yutuyor… yutuyor … yutuyor… sonra, ya patlıyor ya çok küçülüp ağırlaşıyor. benimki küçüldü ve mideme oturdu. – patlarsa iyi ağırlaşırsa leş bir deneyim olacak senin için. – tabi her şey kafamda yaşanacağından her hangi bir can kaybından şüphelenmiyorum. – kalıcı hasarda olmayacaktır… belki sadece kısa süreli bilinçli hafıza kaybı… – evet… unutulacak bir şey varsa o evrede halledilecek. belki kafan bildiğin çöplerden arınır. belki iyi bile gelebilir sana bu yutulma hissi. – emin değilim. midemde patlamak üzere bir karadelik hissiyle oturmak çok garip. – geride bıraktıkları kadar temizdir insan… arada temizlenmek mümkündür. […]

patlamak… 02.04.2015



kim gitmek istemezki? kim sıkılmaz ki haytaından bazen? kim üzülmezki yaşlanıp ölüme bir adım daha yaklaşınca? ve kim hayallerini katlayıp koymaz kırılgan bir kutuya hayat denen şey umudun önüne geçmeye başladığında evet şimdi parmaklarımızı sayıyoruz beklenen zaman ne zaman gelir o parmaklar nereleri gösterir ve avuç ne zaman yalanır istenilen hiçbir şey olmadığında… s. 09.02.2010

kim hayallerini katlayıp koymaz ki kırılgan bir kutuya bazen


burada hava karanlık ve bulutlu. burada hava hep karanlık ve bulutlu. durmaksızın siren ve hep kırmızı ışık. panik ete geçen tırnak panik yaradan sızan kan. korku tırnaklarında kalmış dna parçaları tutsaklık ahmaklıktan kaynaklı bir şizofreni. endişe karanlığı öfke bulutu doğurmuş… hep bulutlu ve karanlık. irinli bir hastalık, tiksinti doku bir bakış burası… ve yalnız kalacağın anı kollayan ölüm bırakmış kokusunu sevişeceğim bütün tenlere… pusuya yatmış beklemekte. /s. 31.03.2015 – demincek. bu pislikleri dinlerken kusuldu.   https://www.youtube.com/watch?v=pSopIz9Yxj8

çürük yer…


Zaman yüksek bir uçurumdan aşağı dökülen bir şelalenin hızında aktı, gitti. Şimdi zihnimde boğuşmak zorunda olduğum boğulmaktan kurtarılmış bir kuraklık var. Etkisini hızlı gösterdi. Eskiden bakımlı güzel bir bostan olan zihnim, şimdi bir çöl. Kumların arasından doğmaya çalışan her filiz önce susuzluğu tadıyor sonra çekirgeler onları harap edip genelde öldürüyor. Susuzluk fikrimi kuruttuğundan ve topraksı kumu tutacak bir şey kalmadığından mütevellit sık sık erozyon oluşmakta. Ve sık sık milyonlarca ton tozlu düşüncelerin altında kalıp boğulmaktayım. Çöl hayatı zor ve çetrefil. Geceleri buz soğuğu… Gündüzleri kor sıcağı… dayanılacak gibi değil. Hal böyle olunca bütün yaşam zihnimi bir anda terk ediyor. Ta ki yeşil hiçbir şey kalmamacasına çekip gidiyor her şey… […]

çorak…



Biraz Hiss Lütfen …  Bak derimin üzerinde çürümüş toprak kokusu. Bak göğsümde kaç kılıç yarası. Bak ellerimde kaç yılların nasırı. Bak gözlerim uzakların yarını. Bak dişlerimde hırsın sızısı… Vicdanın sesini işiten kulaklarımı kestim ben bugün. Duymuyorum… Gözlerimi ufka diktim bugünü görmüyorum. Kılıçlarımı göğe kaldırdım ve derin yedi nefes aldım.  Orpheus Alnıma kendi eliyle yazdı ; “Kendini Bil”… Hodan otu benim kanımla suladığım topraklarda yetişir.Ve şimdi ben;Çivit mavisiyle boyuyorum etimi. Zırhımı çıkardım kalkanımı bıraktım. Bir ben varım bir de ellerimde ;Sırattan keskin Hades’in cevherlerinden Ares’in kendi elleriyle dövdüğü telkari işlemeli Rolandlar’ın başlarını gövdelerinden ayırdığım kılıçlarım. O kılıçlar ki suyu Adn Cennetinden , O kılıçlar ki […]

~~Bir Gün Yeniden~~


(bir göz açıp kapama anında seyrilen.) aniden zamanın durduğunu ve beynime sert bir tekme atışını hissettim. ufuk çizgisi evrenin sınırlarını zorlayan bir balkonda oturmuş, ölümüne sıkılmıştık… apansız ve nedensiz bir ‘gitme isteği’ bütün bedenimizi doldurdu. gökyüzünden bir yağmur damlası uzanıp elimizi tuttu … durduk. çevremize baktık ve onca kalabalığın içinde tek başımıza oturduğumuzu hissettik. sonra düşündük. gidebilirdik. yerimizden kalkıp kapıya kadar yürüyecektik. ilk şehirler arası otobüse binip bilmediğimiz bir yere gidebilirdik. bambaşka hayatlara başlayıp akışı aksine döndürebilirdik. belki böylesi en iyisi olacaktı. ama yapmadık. soğuk ve rutubetli bir düşe kıstırılmış kalmıştık. içimizdeki korku hissi bizi dizginledi. sahip olduklarımız bizi korkuttu. cenin vaziyetinde olduğumuz yere […]

27.03.2015 tarihli seyirme…




– Merhaba 607. Veda etmek için buradayım. Gideceğim. Hep yanımda olmanı isterdim aslında. Burada bu binada değil işte. Dışarıda bir yerde. Çimende. Denizi gören gökyüzüne bakan çatısız bir yerde. Bilmiyorum. Özleyeceğim seni. – Buralardayım işte. hep buralarda olacağım. Sevmiyorum gitmeyi. – Bu hafta yas günüm var. Geçip giden yılların yasını tutacağım. bi dilek tut… – Uzaydan çin seddini görmek isterdim. – Benim için bişey dile. – Senin uzaydan çin seddini görmeni isterdim. Çok muhteşemdir. – Başka bişey daha. – Bilmiyorum… – Başka bir dileğin yok değil mi? Anlıyorum. – Var ama üç hakkımı da kullandım. Dilemişken iyi bişey dilemeli dedim. […]

607 numaradaki


ben, insan… dünya üzerinde ki sivilce… ne onunla bütün, ne kendimle tamım… ben dünya ve evren arasına sıkışmış, küçük bünyemdeki kainattan büyük düşlerimle kendimi ondan üstün sanan kendimi her şeyin dışında tutuyorum. bütünleşmeyi reddediyor, yok olmaktan korkuyorum… ben, insan… başlangıcımla sonumu başlatan, bittiğimde yanımda herşeyi götüreceğini zanneden… ben virüs… ben, sonsuzlukta kendine sınırlar çizen, ben yok etme mekanizması… ben kendini sıkıştırdıkça özgürleştiğini sanan. patladığında cürmü kadar iz bırakan… sen insan…  hatalarının üzerinin yanlışla kapatan.  küçüldükçe devleştiğini düşünen. artık beni bırak.. ben olmaktan kurtar beni onunla bir bütün kıl. beni bırak ben artık sen olmak istemiyorum… sylvan.

ben… virüs…




öfkeliyim… şimdibi başlasam duramayacağım biliyorum. o kadar küfüre ne sayfa yeter ne çene. parmaklarım kanar sikmek fiilinden yeni cümleler türetirken biliyorum. en küçük hücresinden kulağının arkasına kadar. tanıdığı bütün biyolojik oluşumlara kadar. kadın erkek ayrımı yapmadan. bütün eşitliğim ve bütün adaletimi kullanarak. yaşadığı gezegenden onun içinde bulunduğu galaksiye kadar. sevdiği ne varsa küfürle kutsamak istiyorum onları. (hoşlandığı ne varsa, ne yapmayı seviyorsa. ölüsünü, dirisini, anasını avradını, gelmişini geçmişini, soyunu sopunu…) bi başlasam üç dört gün uzunluğunda küfürler yazacağım biliyorum. bugünden başlayacak söylemesi teee üç gün sonra yatsı ezanına kadar uzanacak. sabahçıların ağızlarına düşenece, sokaklarda haylaz çocuklar onlardan tekerleme yapana değin […]

küfürlü şiir… (subliminal)