süblimleşme



maceraya başlayamamanın ve başladığında başına ne geleceğini kestiremeyip bütün olumsuzlukların kahramanı gidememeye ittiği bir anda şu an ile bundan sonrası arasına sıkışıp kalmış bir önsöz…   bu bir başa dönüş hikayesi olmalıydı. Çemberin birleştiği anı planlamıştım… başlangıç meridyeninden başlayan ve orada bitecek olan,  koşarak gidilen ağır bir serüven, uzun bir yol hikayesi… Gitmememeyi seçmek ve başlangıç çizgisinde oturup diğerlerinin gelmesini beklemeyi seçmek de bir seçenekti… sonsuz seçenekler ve seçmemeyi seçmek… kısaca tepkisizlik… Ve neden sonra intikam isteği damarlarımda işgal halindeydi. Beni durdurmaya çalışan bütün iyi insanları yolun kenarına gömüp devam edecektin… köprüleri dinamitledim. Ve kendime sessizce şunları fısıldıyordu o… o… […]

“En yükseği arzularken dilimde asfalt tadı…”


sessiz olun başlıyorum… sizinle bağlarım ayakkabımın bağcıkları misali ben bağlıyorum açılıyor kendiliğinden. bir tutarsızlık söz konusu. hedefim bağcıyı dövmek. hem de aklında üzüm ticaretine dair her şeyi yok edene kadar. ki eşşeğin Sudan’a gitmiş olma olasılığından şüpheleniyor c.i.a., fakat bir bağlantı kuramamışlar eşekle bağcı arasında. bağlantıları kopukmuş. alt yapı çalışmaları varmış o zamanlar. alt yapılardan futbolcu yetiştirip satıyormuş rus mafyası. böbreklerini. dalaklarını. ciğerlerini satıyorlarmış hem de steril olmayan şişlere takıp. hem de el arabasında. hem de sokak köşelerinde. üstelik söğüş soğanda cabası… sizinle olan iletişimim iletişimsizliğimle eşdeğer. birbirimizi sevmiyoruz da konuşmuyoruz sizinle. yok, özlersek arardık birbirimizi. ne kadar derine gizlenmiş olabilir […]

… “siz”e söylenmiş bir çığırtı …