trip


“KAZIK YERDEN SORDUN MORUK” (sadece aşırı üşenme durumunda kullanılmalıdır.) Her şeye üşenilen bir durumda aniden istenilen beklenmedik bir işe istinaden varlığı gereklidir. Mesela tam aradığınız doğru pozisyonda oturuyorsunuzdur ve “moruk çakmağı uzatır mısın?” sorusu sizi en rahatladığınız anda yakalamıştır. Çakmağın varlığını bilincinizden silmek istersiniz. O an o kadar rahatsınızdır ki, sehpaya uzanmak yarım gün sürmüş bir otobüs yolculuğuyla eşdeğer bir yorgunluğa sebep olacaktır. (klima açık, uykuya dalmışcasına bir yorgunluk.) (ve battaniyeniz de yokmuş.) o esnada çakmak ile aranızdaki yirmi santim mesafe, sanki çıplak ayakla yattığınız kuş tüyü bir yataktan kalkıp halının üzerinde gelişi güzel dağılmış legolara basara yürünmesi gereken uzun […]

vol. 18


yeni yıl eski yıllar ve gelecekteki belirsiz yıllar… başından beri değişmeden devam eden yaşam… bitmeyen koşuşturma, sonsuz savaş. sonsuz yineleyiş. sonsuz başlangıç çizgilerini yüzüne yapıştıracak zaman… sonsuzluk, yarın kadar yakın. sonsuzluk içinde olduğunu anladığında var olan, içinden çıktığında sonunu bulduğun bi’şey. yani yok bi’şey. ve zamanın akışı ve akıştaki debelenme ya da başını zamana gömdüğündeki boğulma hissi, zamana karşı yapılan anlamsız savaş. öldüğün anda kazanacağın, kazandığın anda her şeyin sona ulaştığı ve yahut sonsuzluğa… karıştığı(n)(acağın) (belki) (yine bir yineleme.) bu da bi’şey. ama yok. ve …mışlık hissinde hissizliğe karışıklığın. beynindeki sinyaller. yanıp sönen ve durmaksızın siren sesleriyle şakaklarında patlayan bi’şeyler […]

bi’şey


         Biraz Hiss Lütfen… Ne demişti Paşam Oscar,  Bana lükslerimi verin ihtiyaçlarım olmadan da yaşarım. tam 4 aydır dağda yaşıyorum.Hayır gerçekten dağda yaşıyorum. Şimdi gidip kanıma yüksek dozda şiir enjekte edeceğim gözlerimi Daliler ,Michelangelolar ,Goyalar , ile kör edip kemiklerimi Wagner’in  iki metrelik kontrbassı yerlerine oturtup öyle geleceğim. Bana biraz müsade…

~~AÇLIK~~



her şey sırasıyla şöyle oldu… patladım. eksildim. çürüdüm… bittiğini sanmıştım… sonrası tam bir acayiplikti. sessizlik önce açık yaralarımdan başladı. içimi kaplayarak devam etti. derim morardı şiştim ve patladım… etlerim çürüyüp kemiklerimden döküldükçe,yaz göğünün altında ilahi bir çıplaklıkla başbaşa kaldım. iskeletim ufalandı. parçalandım ve ayrıştırıldım. sessizlik bütün dünyamı ele geçirip yutmuştu. en ufak bir çıtırtı, şehir uğultusu, insan sesi duymadan geçen bin yıl boyunca neye mal olacağını bilmeden bekledim ve sustum. durumu kabullenmiştim. tam alışacağımı anladığım anda şimdi içimden bir ses “dönüşümün başladığını” söylüyor. uzun zamandır duyduğum ilk şey. düşündüm ki; atomlarım dünyamın her yerine dağılacak ve bir şeylerin içinde tekrar can bulacak… onların varlığında küçük bir […]

04.04.2015 tarihli seyirme…


– oluyor böyle kara delikler bazen insanın ruhunda. yutuyor… yutuyor … yutuyor… sonra, ya patlıyor ya çok küçülüp ağırlaşıyor. benimki küçüldü ve mideme oturdu. – patlarsa iyi ağırlaşırsa leş bir deneyim olacak senin için. – tabi her şey kafamda yaşanacağından her hangi bir can kaybından şüphelenmiyorum. – kalıcı hasarda olmayacaktır… belki sadece kısa süreli bilinçli hafıza kaybı… – evet… unutulacak bir şey varsa o evrede halledilecek. belki kafan bildiğin çöplerden arınır. belki iyi bile gelebilir sana bu yutulma hissi. – emin değilim. midemde patlamak üzere bir karadelik hissiyle oturmak çok garip. – geride bıraktıkları kadar temizdir insan… arada temizlenmek mümkündür. […]

patlamak… 02.04.2015


burada hava karanlık ve bulutlu. burada hava hep karanlık ve bulutlu. durmaksızın siren ve hep kırmızı ışık. panik ete geçen tırnak panik yaradan sızan kan. korku tırnaklarında kalmış dna parçaları tutsaklık ahmaklıktan kaynaklı bir şizofreni. endişe karanlığı öfke bulutu doğurmuş… hep bulutlu ve karanlık. irinli bir hastalık, tiksinti doku bir bakış burası… ve yalnız kalacağın anı kollayan ölüm bırakmış kokusunu sevişeceğim bütün tenlere… pusuya yatmış beklemekte. /s. 31.03.2015 – demincek. bu pislikleri dinlerken kusuldu.   https://www.youtube.com/watch?v=pSopIz9Yxj8

çürük yer…



Zaman yüksek bir uçurumdan aşağı dökülen bir şelalenin hızında aktı, gitti. Şimdi zihnimde boğuşmak zorunda olduğum boğulmaktan kurtarılmış bir kuraklık var. Etkisini hızlı gösterdi. Eskiden bakımlı güzel bir bostan olan zihnim, şimdi bir çöl. Kumların arasından doğmaya çalışan her filiz önce susuzluğu tadıyor sonra çekirgeler onları harap edip genelde öldürüyor. Susuzluk fikrimi kuruttuğundan ve topraksı kumu tutacak bir şey kalmadığından mütevellit sık sık erozyon oluşmakta. Ve sık sık milyonlarca ton tozlu düşüncelerin altında kalıp boğulmaktayım. Çöl hayatı zor ve çetrefil. Geceleri buz soğuğu… Gündüzleri kor sıcağı… dayanılacak gibi değil. Hal böyle olunca bütün yaşam zihnimi bir anda terk ediyor. Ta ki yeşil hiçbir şey kalmamacasına çekip gidiyor her şey… […]

çorak…


Biraz Hiss Lütfen …  Bak derimin üzerinde çürümüş toprak kokusu. Bak göğsümde kaç kılıç yarası. Bak ellerimde kaç yılların nasırı. Bak gözlerim uzakların yarını. Bak dişlerimde hırsın sızısı… Vicdanın sesini işiten kulaklarımı kestim ben bugün. Duymuyorum… Gözlerimi ufka diktim bugünü görmüyorum. Kılıçlarımı göğe kaldırdım ve derin yedi nefes aldım.  Orpheus Alnıma kendi eliyle yazdı ; “Kendini Bil”… Hodan otu benim kanımla suladığım topraklarda yetişir.Ve şimdi ben;Çivit mavisiyle boyuyorum etimi. Zırhımı çıkardım kalkanımı bıraktım. Bir ben varım bir de ellerimde ;Sırattan keskin Hades’in cevherlerinden Ares’in kendi elleriyle dövdüğü telkari işlemeli Rolandlar’ın başlarını gövdelerinden ayırdığım kılıçlarım. O kılıçlar ki suyu Adn Cennetinden , O kılıçlar ki […]

~~Bir Gün Yeniden~~


(bir göz açıp kapama anında seyrilen.) aniden zamanın durduğunu ve beynime sert bir tekme atışını hissettim. ufuk çizgisi evrenin sınırlarını zorlayan bir balkonda oturmuş, ölümüne sıkılmıştık… apansız ve nedensiz bir ‘gitme isteği’ bütün bedenimizi doldurdu. gökyüzünden bir yağmur damlası uzanıp elimizi tuttu … durduk. çevremize baktık ve onca kalabalığın içinde tek başımıza oturduğumuzu hissettik. sonra düşündük. gidebilirdik. yerimizden kalkıp kapıya kadar yürüyecektik. ilk şehirler arası otobüse binip bilmediğimiz bir yere gidebilirdik. bambaşka hayatlara başlayıp akışı aksine döndürebilirdik. belki böylesi en iyisi olacaktı. ama yapmadık. soğuk ve rutubetli bir düşe kıstırılmış kalmıştık. içimizdeki korku hissi bizi dizginledi. sahip olduklarımız bizi korkuttu. cenin vaziyetinde olduğumuz yere […]

27.03.2015 tarihli seyirme…



– Merhaba 607. Veda etmek için buradayım. Gideceğim. Hep yanımda olmanı isterdim aslında. Burada bu binada değil işte. Dışarıda bir yerde. Çimende. Denizi gören gökyüzüne bakan çatısız bir yerde. Bilmiyorum. Özleyeceğim seni. – Buralardayım işte. hep buralarda olacağım. Sevmiyorum gitmeyi. – Bu hafta yas günüm var. Geçip giden yılların yasını tutacağım. bi dilek tut… – Uzaydan çin seddini görmek isterdim. – Benim için bişey dile. – Senin uzaydan çin seddini görmeni isterdim. Çok muhteşemdir. – Başka bişey daha. – Bilmiyorum… – Başka bir dileğin yok değil mi? Anlıyorum. – Var ama üç hakkımı da kullandım. Dilemişken iyi bişey dilemeli dedim. […]

607 numaradaki


– Gidebileceğimiz kadar uzaklaştık. Geri dönme zamanı yaklaşıyor. Başladığımızdan beri bir hayli yol geldik. Dönüş yolculuğunu güzel bir sohbetle taçlandıralım bence. Hem dolduk yol boyunca. Sıkıntılarımızı dökeriz. Salla bakalım okunu… Nereyi gösterecek? – İnsanlıktan daha uzağa atalım oklarımızı bu kez. Zaten insanlığın gideceği yer orası zamanla. İnsanin var olma sebebi daha ne olabilir ki gelişmekten ilerlemekten başka? Hem bak, artık insan olmak yetmiyor insanlara. – Artık hiç bir şey yetmiyor onlara. Doyumsuzluğunun üst sınırına ulaştı onlar. Yer versen göğü de istiyor. Dünyayı versen gözü başka gezegende… – Kastettiğim bu değil “yetmiyor” derken… Dünyanın güzel bir yer olması için insan olmak […]

boşlukta… gezinirken…


– Son konuşmamızın ardından dünya çok değişti… Zamanı ortadan kaldırmıştık… – Artık onsuz daha rahatız… – Çok hızlı. Baş döndürüyor. İnsan algı hızı yetmiyor yavaş kalıyor bu hızın yanında. Adapte olamıyor insanlık. – Tebrik ederim beni tribe sokabiliyorsun artık – Kafam karışıyor karşımdakinin düşüncelerine göre yol izlediğim için. Enerjisi beni dağıtıyor karşımdakinin – Mis – Neresi mis lan! Dinlemiyorsun belli. Sallıyorsun beni. Anlamıyorsun – Şimdi mi? Hiçbir şeyden bir bok anlamıyorum son zamanlar. Kendi kendime yabancıyım. çok dalıyorum – Aynen. Felsefe yapamıyorsun sen – Sikeyim felsefeyi… bir şeyler anlatıyorlar bana. anlamıyorum – Olsun. Boş ver. – Felsefeye ihtiyacım yok artık. […]

uz…



derin bir boşluğun merkezindeyim. çektikçe çekiyor beni içine bir o çekiyor bir ben çekiyorum. bir duman… iki duman. üç çekiyorum. sonra iç çekiyorum. çektikçe ruhum, bedenime küçük geliyor tüm çektiklerim. derince bir boşluğun merkeziyim… /s. (hiçlik psikolojisinde geçip hızla duruyor zaman.)

çekişme…



insan ne zaman yaşlandım der? ne zaman toplumca kabül görmüş yaşlı modasını kendine yakıştırır… ne zaman ununu eler insan? ve ne zaman asar kalın bir halata… eleğini ponponlu örgü şapkaya ne zaman “kabul” der insan? hangi rüzgarsız su kırışır? insan ne zaman yaşlandım der? hangi zaman elinde eleği yanında bir yığın un kendini asmaktan dönmektedir? onüçşubatondört (hiltili adamlar hala devam etmekte.)

hilti 2



Hilti sesinin ilk günü… iki haftadan beridir beynimi kemiren fareler bugün yerini hiltiye bıraktı… üç amele 10 saattir yekpare kaya şeklindeki beynimi hilti darbeleriyle şimdiki görünümüne kavuşturdular. ince işçilik… gördünüz mü tanıyamazsınız… kendilerine teşekkür ve lanet ederim. terli gömlekli, kıllı elli, toza toprağa bulanmış adamlar şimdi de kırık parçaları merdivenden taşıyorlar. un çuvallarında tepeleme doldurulmuş beyin parçalarım belediye kamyonetiyle bilmediğim bir yere götürülecek… (çöpçüler bile almıyor düşününce.) beynimdeki enkazı kırmızı bir dodge kamyonetle kaldırdılar… çöpçüler almadı…   hilti sesinin ikinci günü…  bugün bazı durumlarda hilti sesinin gereksiz bir muhabbete yeğ oldunu anlamış bulunmaktayım. alt komşumuz kemal abi balkan göçmeni, 60 […]

hilti 1